
Bunu iki gün önce hani şu cumhuriyet rejimi ile yönetilen bir ülke varya adı da fenirbahça olan, işte onun ulusal kanalında gördüm. ve ilk aklıma gelen şey hemen fotografını çekmek oldu. Bu ne rezalettir. hanım getir benim patriotu da kafalarına atalım.
-tamam belki büyütülecek birşey yok ama çok komik değil mi. üç puanı 3 puanla aldılar.
ben bunları avrupa ihsan abi hakları muhakemesine davet ediyorum.
- bir de aklıma gelen şey bedri baykam bunu nasıl kaçırdı. o hiçbir şeyi gözünden kaçırmazdı. hele söz konusu olan şey fenerbahçe ise.
Hayatımda ne zaman bir darboğaza girsem, ne zaman sıkıntıdan kafamı duvarlara taşlara vursam birşeylerin yerlerini değiştirir, şekil değişikliğine gider, vurdumduymaz bir yaşam moduna geçerim, işte bugünler öyle günler.
evde, eşyalarımda yaptığım değişiklikler burda da kendini gösteriyor. bundan iki üç ay önce yaptığım temalardan olan bu şekilli şeyi tekrar siteye musallat ettim.
Ama şu iyi bilineki bununda süresi en fazla bir hafta. tek bir header yapmaya bakar. Sonra Benim efsanem, Kubrick temaya geçeceğim.
Bu ülkedeki insanlar ne zaman birbirini severek, bırakın sevmeyi en azından sayarak iş yapacaklar. Neden başkalarının yaptıkları işe “Efendim burası özgür bir ülke isteyen istediği programı yapar ve toplumun ahlaki değerlerine ters düşmedikten sonra yaptıkları işlerden kime ne !” bu şekilde bir cevap verecekler çok merak ediyorum. Tamam belki iddialı bir laf oldu. Fakat gerçekten artık şu göz kamera ışıklarının altında yaşayanlar birbirlerine neden böylesine zarar ziyan tavırlar sergiliyorlar anlamış değilim.
Şimdi gelelim hikayemize zamanın birinde çok sevilen bir taraftanda çok nefret edilen bir televizyon programcısı varmış. Bu adamın başka meziyetleri de varmış, laf sokmak gibi. Bu adamın yaşadığı toplumda popüler kültüre hizmet eden gereksiz programlarda varmış. Bu programlar o kişi ve ona benzer “meşhur” kisvesi altında takılanların hayatını evlere davetsiz misafir, akşam yemeklerine ara sıcak yaparlarmış. Bu şahış bu tür programlardan nefret eder ve bunları eleştirmekten hoşlanırmış.
-işte hikayenin en can alıcı noktası
Bir gün yine bu şahıs “bizden kaçar mı naci ? -asla kaçmaz abi! ” adlı programın muhbirleriyle takışmış.
Ama işin sonunu bilmeyerek yapmış bu hareketleri. Daha sonra programın yöneticileri düşünmüşler taşınmışlar, ve bu şahsı itin götüne sokmaya karar vermişler. Ellerindeki teknolojik imkanları seferber ederek, bu şahsı bok çuvalına sokma niyetiyle bir bölüm yayınlamışlar. Peki neler olmuş orda. Şahsın kullandığı cümleleri kesip biçerek ve sonra birbiri ardı yayınlayarak onun bütün kirli çamaşırlarını ortaya döktüklerini düşünmüşler ve mutlu olmuşlar.
Ama bu olay o şahsın hiç mi umrunda olmamış ve onu severek takip eden kitlenin o vıcık magazin programından nefret etmesine sebebiyet vermişler.
Kıssadan hisse;
itin götüne sokacam diye kendin girdin iti götüne… demek ki neymiş, her kuşun eti yenmezmiş.
Şimdi bu yazıyı okuyacak ve vak’aya mashar olan değerli okur ve okurlar. Ben düz adamın tekiyim ortadan bakarım olaylara.
not: hikayede adı geçen -kimsenin adı geçmiyor- kişiler tamamen uydurmadır. Olayı anlamakta zorluk çekerseniz. Ahanda burayı ziyaret ediniz…..
Yorgun, olumsuz, heyecansız bir hafta başlangıcı
Birkaç gündür birbirine benzer duygular içinde günlerimi geçiriyordum. bu ruh ve beden halinden dolayı da günlük denen bu medya alanına yazı yapmaktan kendimi men ediyorum. Aslında biraz da “ne yazacağım ben” in sıkıntısı içerisindeyim.
Çok fazla yazmak istemiyorum ama yine de içimden bir politikacı bir sanatçı, bir türkücü bir gaf yapsın da ben de onu konu alayım kendisini bir güzel yerden yere vurayım diye öyle kendi köşemde bekliyorum. Önceki yazımda bu tür düşüncelerimin bir eseridir.
Continue reading ‘Bahaneci Lazım’
son bir kaç gündür hayatımda çok büyük taşları yerinden oynatmaya karar verdim. Bu kararımda etkili olan en büyük neden ise hastalık. Kendimi hasta hissediyorum. bazı belirtileri de var. sık baş ağrısı, iştahsızlık, halsizlik, yorgunluk. Ve en önemlisi gözlerim.
onlar belkide insanın en önemli organıdır. Tabiki bir sıralama yapılamaz fakat, önemli bir uzvumuz olduğu kesin. Bilgisayar kullanımı günlük 10 saate yakın bir beyin olarak artık gözlerim bu kadar yüke dayanamıyorlar. ya da en azından ben böyle hissediyorum. bundan ötürü “fişimi” çekiyorum. yaptığım, yapmakta olduğum, yapacak olduğum herşeyi bir kenara bırakıyorum.
söz verdiğim kişilerden ayrıca özür diliyorum. fakat bu dönem içerisinde bilgisayar başına oturmayı düşünmeyi bile düşünmek istemiyorum.
hayatıma botoks yaptırmak istiyorum. fakat beni gerginleştirmesin daha çok gevşetsin istiyorum.
bloguma ne olacak sorusuna gelirsek, durumuma çok üzülecek bir izleyici kitlem olmadığından dolayı sorun olmayacak ama yine de gördüğümü duyduğumu bildiğimi yazmaya devam edeceğim..