
Hissiyatları dile dökme dönemi kapanıyor mu diye kendi kendime sormaktayım. Yazılacak o kadar konu okunacak o kadar şey var iken buradaki darbe sayısını arttıran şeylerin objektifime takılanların bileşimi olması biraz manidar. Onların da anlattıkları şeyler vardır mutlaka fakat kaleme alınan manzumenin tadını hiçbir zaman vermez vermeyecektir.
Peki hissiyatlar nedir ? Bırakın onu benimle aynı dertten muzdarip olan Nahnu anlatsın.
İşler yolunda giderken öylesine huzursuz oluyorum ki. İçimde bir ses sürekli, “Du bakali, Du bakali“. Hâl’i yaşayamamak dünyanın en kötü şeyi. Mutlulukta ve sağlıkta, kötü günde ve darlıkta. Anı, Hâli yaşayamayınca ortaya çıkan manzara nostalji raflarından kitap beğenmek ya da güzel günlere dair vaazlar verip kendi sesini dinlemek.
Hepsi ayrı güzel de, tramvayda tanıştığım ingilizce öğretmeni Poul’ün de dediği gibi, “Present continuous tense is killing me“.