Naçizane Sözlük direniyor
Bir sözlük sitesi olan Naçizane Sözlük, suç unusuru olduğu iddia edilen içeriği yüzünden erişime kapatılmasına sesini duyurarak karşı çıkmaya çalışıyor.
Malum bir zatın her sanal buluttan nem kapması sonucu gerçekleşen seri kapama olaylarının son kurbanlarından biri de, “Naçizane Sözlük” isimli kendi halinde bir sözlük sitesi. Malum zat hakkında siteye yapılan girişler yüzünden, sitenin ana alan adından siteye giriş engellenmiş durumda. Erişim, alternatif alan adlarından (http://nacizanebilgi.com, ve 91.93.132.57 IP’si) sağlanıyor. Ancak Naçizane Sözlük kullanıcıları, alan adını değiştirip kullanıcı veritabanını başka sunucuya taşımak, alternatif adreslerden erişime devam etmek gibi arka kapılar bulmak yerine, haksız buldukları bu engelleme kararını protesto ederek internette sansüre dikkat çekmeyi, engellenmesine yardım etmeyi yeğlemişler. Duyurularını yayınlıyoruz:
“Bizler, internet üzerinden iletişimin ve bilgi akışının bugün en büyük enstrümanlarından biri haline gelmiş olan internet sözlüklerinden (bkz: http://www.nacizanebilgi.com) adresli Naçizane Sözlük’ünün yazarları olarak, uzunca bir süredir, maksadını aşan bir mahkeme kararıyla susturulmaya çalışılıyoruz. Aslında maksat aşılmamış bizlere göre. Maksat ne yazık ki hakikaten susturmak ve biz gerçekten de ne olduğunu anlayamıyoruz. Mantığımıza sığmıyor çünkü. O zaman en iyisi şöyle düzeltelim:
Uzunca bir süredir, hukukun boşluklarının kötüye kullanılmasıyla aldırılmış bir mahkeme kararıyla susturulmaya çalışılıyoruz.
Suç unsuru olduğu öne sürülen içerikler yüzünden, sitemizin tamamı engellenmiş, iletişim ve haber alma hakkımız gasp edilmiştir. Hiçbir ticari kaygı gütmeyen sitemizden istenenler ve sitenin tekrar açılabilmesi için gözden çıkarmamız gereken bedeller ne yazık ki bizleri kapanmanın eşiğine kadar getirmektedir. Her zaman her türlü görüşün ülkemizdeki birlik ve beraberliği bozmadan özgürce dile getirilebildiği Naçizane Sözlük’ümüz de internetteki diğer birçok bilgi paylaşım platformu gibi sansürün gölgesi altında bırakılmak istenmektedir.
TV’lerin karartılması, dergilerin kapatılması, YouTube gibi video paylaşım sitelerine erişimin engellenmesi, blog sayfalarının yasaklanması gibi uygulamalar bizi de vurmuştur, vurmaya devam etmektedir.
Bu mesnetsiz kısıtlamaların bununla kalmayacağı, gün geçtikçe olanlardan cesaret alarak kendini yavaş yavaş inşa etmeye devam eden baskı rejiminin bir gün hepimizi etkileyeceği açıktır.
Bizler, Naçizane Sözlük yazarları, tüm bu sansürcü uygulamaları protesto ediyor ve tüm kamuoyunu özgür internete destek, bu haklı mücadeleye taraf olmaya davet ediyoruz.
Bizler, tıpkı bizlerden önce gazeteci, yazar, şair, kısacası “düşünür” büyüklerimizin yaptığı gibi, yılmadan korkmadan doğru bildiklerimizi yazmaya devam edeceğiz.
Susturulmaktan bıktık, konuşmaktan bıkmayacağız!”
Bende bir nacizane yazar olarak bu yazıyı yaymak adına yahoyt.com adresinde aldığım içeriği aynen aktarıyorum.
Bloguma her zaman bir fotograf albümü koymak istemişimdir. Bundan dolayı hep wordpress için bir eklenti olsunda bende yükleyeyim dedim. Ama, fakat, lakin hiçbir wordpress eklentisi istediğim düzeyde değildi. Şurdaki albümü wordpress geliştiricisi tarafından yapıldığını bilmesem “nerde bu eklenti bende kurmak istiyorum” diyeceğim ama.
Birçok eklenti gezdikten sonra flickr photo album diye bir eklenti buldum. ilk baktığımda çok bir anlam ifade etmedi. Ama derine indiğim zaman bir fotograf albümünden istediğim şeyleri bana sunuyordu.
Şimdi bu fotograf albümünün en güzel özelliği temasının editlenebilir olması, yani benim için en güzel özelliği…
Bir de resimleri kendi hostunuzdan değil, ünlü resim paylaşım sitesi flickr dan alıyor. Bu durumda bizi büyük bir yükten kurtarıyor.
şimdi eklentinin demosu şurada, yüklemek isteyenlerde buradan buyursunlar.
hayırlara vesile olsun…
aaa ne kadar güzel bir görüntü oldu. zaten blog yazmaya başladığım günden bugüne en sevdiğim, üstünde başında en çok değişiklik yaptığım tema buydu heralde. şimdi bunun üzerine üst resmi değiştirmek artık vacip-ül farz oldu. Sitenin okuyucuları da birşeyler türetsin bakalım. nasıl bir üst resim çakalım…
Bu arada site Nahnu.org’un eski ve yeni halinden ufak tefek şeyler görmüştür bu nedenle benzerlikler vardır. ama asla çalıntı değil, el emeğidir.
bu arada chp şu sıralarda sarıklı cübbeli bir vatandaşa rozet takıyormuş, aynı sırada recep tayyip erdoğan da bülent ersoyu parti üyesi yapmak için çalıştırmaları hızlandırmış,
tüm bunlar olurken ergenekon duruşması bitmek bilmiyor.
ayrıca sınavlarım yaklaşıyor. ödevler almış başını gidiyor. ve arap kızı bunlardan habersiz hala benimle daşşak yapıyor….
Hayatımda ne zaman bir darboğaza girsem, ne zaman sıkıntıdan kafamı duvarlara taşlara vursam birşeylerin yerlerini değiştirir, şekil değişikliğine gider, vurdumduymaz bir yaşam moduna geçerim, işte bugünler öyle günler.
evde, eşyalarımda yaptığım değişiklikler burda da kendini gösteriyor. bundan iki üç ay önce yaptığım temalardan olan bu şekilli şeyi tekrar siteye musallat ettim.
Ama şu iyi bilineki bununda süresi en fazla bir hafta. tek bir header yapmaya bakar. Sonra Benim efsanem, Kubrick temaya geçeceğim.
Şu internetteki reklamlara hastayım, ne biliyim google adsense reklam store daha sonra adklik bir mynet hizmeti
Özellkle bunların resimli, müzikli, videolu yani genel olarak görsel olanları bugün dikkatimi çekti. yakuterden rastgele yazıyı indiriyordum -kendim için değil başka biri için- blinkonun bir reklamın “bul karayı al parayı” cinsi birşey sana soru soruyor doğru cevaplar vererek kontörlerin sahibi oluyorsun.
Ben doğduğum günden beri hiç inanmadım bedava birşeylerin dağıtılmasına, hoş bugünden sonra da fikrim değişmeyecek.
Gelelim zeka küpü reklam yaratıcılarının son harikasına. “aşağıdakilerden hangisi yabancı bir sarkıcıdır.”
-hanım koş hatta birkaç kişiye çağır ki ancak çözeriz bi bunu…
şıkları veriyor ulu bilgisayar. a- ricky martin b- sezen aksu c- tarkan d- ankaralı turgut…
inadına ankaralı turgut dedim. çünkü bana çok yabancı bir arkadaş… bekliyorum beni kovsun yuh desin çüş desin. Ama o da ne, öyle birşey oldu ki. şık silindi ve hakkın devam ediyor. -inadında tarkan dedim. dünyaca ünlü olmak istiyor fala onu yabancı gibi gösterim prim yaptırmak gerek diye düşündüm. Ahanda yine şık silindi. Şansım devam ediyor. Bu bir işaret olmalı. Son olarak evden çıkmadığı için kendisini yabancı olmakla yaftalamak adına inadına sezen aksu dedim. Ve yine Aynı sonuç.
Yani bu program kendini yırtıyor kontörleri vermek için. Bu kadar olur diyoruz. Ve bunu düşünen uygulayan hayata geçiren zihniyete sesleniyorum…
Arkadaşlar illa ki kontör dağıtacaksanız. gelin Rami yenimahalleye, kontörsüzlükten intahara meyilli arkadaşları kurtarın.
Ekşi’de yazan çok sevdiğim bir arkadaşımın bir entryisini gördüm ve aynen kopyala bebeğim !
Saklanacak şeyin mahiyeti konusunda çılgınlık düzeyi saklamaktan atmaya kadar çeşitlilik gösterebilir.
örneğin sigara içtiğinizi anneniz saklamaz, hemen babanıza yetiştirir. buradan da anlaşılacağı gibi anneler sorumluluk alanına giren şeyleri saklama eğilimindedirler. örneğin çocuğun sigara içmesi, içki içmesi, annesine kötü söz söylemesi vs. babanın sorumluluk ve dolayısıyla iktidar alanına girmektedir, bu yüzden anne bu bilgileri saklamaz hemen babaya yetiştirir. bir de annelerin kendisine ıvır zıvır gelen şeyleride saklamadığı hepimiz tarafından tartışılmasız kabul edilen bir gerçektir. sözgelimi anneler çocuklarının ufak kağıtlara yazdıkları notları, yada sevgilileri tarafından onlara verilen- ki bunların kaybolması ya da baybedilmesi ayrılık sebebidir- lolipop çubuğu gibi, kendisinin gereksiz diye düşündüğü şeyleri atma eğilimi gösterir.
buna karşın anneler, temizlik bezi yapılmak üzere bütün eski atletlerinizi saklar, ayrıca meyve gibi tazeliği bir süre sonra bozulacağı bütün toplum tarafından bilinen sebzeleri kavanozlara doldurmak suretiyle saklar. ( pazarlarda bütün o meyve sebze tezgahlarının bitiminde kavanoz ve kapak satan tezgahlar vardır).
bir de annelerin çılgınca sakladıkları en iyi şey de daha önce ona karşı yaptığınız terbiyesizliklerin çetelesidir. bunlar en ufak hareketinizde yüzünüze vurulur.
not: bütün bunlara rağmen siz onun yıllar önce saklamak istediği ama saklayamadığı minik yavrususunuzdur.
Ak Bak’ın bu entrysi en beğenilenlerindenmiş. Öyle diyor ekşi aparatları.
Not: Eğer ki buraya kopyaladığım için beni mahkemeye verecek olursan tazminat davasını yalnızca manevi olarak aç ki sıkıntı yaşamayalım. Ha birde karşı dava açma hakkım var (Bkz: 2gb lik usb bellek fiyatları)
Bu ülkedeki insanlar ne zaman birbirini severek, bırakın sevmeyi en azından sayarak iş yapacaklar. Neden başkalarının yaptıkları işe “Efendim burası özgür bir ülke isteyen istediği programı yapar ve toplumun ahlaki değerlerine ters düşmedikten sonra yaptıkları işlerden kime ne !” bu şekilde bir cevap verecekler çok merak ediyorum. Tamam belki iddialı bir laf oldu. Fakat gerçekten artık şu göz kamera ışıklarının altında yaşayanlar birbirlerine neden böylesine zarar ziyan tavırlar sergiliyorlar anlamış değilim.
Şimdi gelelim hikayemize zamanın birinde çok sevilen bir taraftanda çok nefret edilen bir televizyon programcısı varmış. Bu adamın başka meziyetleri de varmış, laf sokmak gibi. Bu adamın yaşadığı toplumda popüler kültüre hizmet eden gereksiz programlarda varmış. Bu programlar o kişi ve ona benzer “meşhur” kisvesi altında takılanların hayatını evlere davetsiz misafir, akşam yemeklerine ara sıcak yaparlarmış. Bu şahış bu tür programlardan nefret eder ve bunları eleştirmekten hoşlanırmış.
-işte hikayenin en can alıcı noktası
Bir gün yine bu şahıs “bizden kaçar mı naci ? -asla kaçmaz abi! ” adlı programın muhbirleriyle takışmış.
Ama işin sonunu bilmeyerek yapmış bu hareketleri. Daha sonra programın yöneticileri düşünmüşler taşınmışlar, ve bu şahsı itin götüne sokmaya karar vermişler. Ellerindeki teknolojik imkanları seferber ederek, bu şahsı bok çuvalına sokma niyetiyle bir bölüm yayınlamışlar. Peki neler olmuş orda. Şahsın kullandığı cümleleri kesip biçerek ve sonra birbiri ardı yayınlayarak onun bütün kirli çamaşırlarını ortaya döktüklerini düşünmüşler ve mutlu olmuşlar.
Ama bu olay o şahsın hiç mi umrunda olmamış ve onu severek takip eden kitlenin o vıcık magazin programından nefret etmesine sebebiyet vermişler.
Kıssadan hisse;
itin götüne sokacam diye kendin girdin iti götüne… demek ki neymiş, her kuşun eti yenmezmiş.
Şimdi bu yazıyı okuyacak ve vak’aya mashar olan değerli okur ve okurlar. Ben düz adamın tekiyim ortadan bakarım olaylara.
not: hikayede adı geçen -kimsenin adı geçmiyor- kişiler tamamen uydurmadır. Olayı anlamakta zorluk çekerseniz. Ahanda burayı ziyaret ediniz…..
Ben bu psikolojik dünyanın davranışlara etkisine çok fazla inanan bir insan değilim. Fakat haleti ruhiyemizin farkında olarak ya da olmayarak bir yerlerde ortaya çıkıyor. Bu sıralar yaptığım işlerde olsun, yapmak istediğim hayal ettiğim işlerde olsun bir karamsarlık söz konusu…
Yaşadığım sıkıntılar kendini şu biricik, hanicik, toparcık weblogumda da kendini gösteriyor. Herkes tema ile ilgili güzel temennilerde bulunuyor, fakat kimse de demiyor ki bu grimsi memur renginin ağırlığı nerden çıktı. Ne iğrenç bir renk seçimidir. neden böyle bir renk tercih etme gereği duydun tarzı ağır eleştirilerde bulunmuyor.
Bu insanları ne kadar ilgilendiriyor bilmiyorum fekat, şu günlerdeki ruh halimin açıklaması buymuş. onun dışavurumu olarak niteleyebiliriz bu durumu, inşallah daha uygun bir renkle geri dönüş yapacağım.
Bilmeden karamsar bir yapıya bürünmüşüm. Artık bunun farkına da vardım. Hayırlara vesile olması dileğiyle güneşli yarınlar efenim…