Archive for the 'bakış açısı' Category

Çömelme !

Memleketin garipliklerine alıştık fakat Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında yaşananlar bütün ezberimizi bozdu. İki tane çok garip mevzu var aralarında. İlki Tayyip Erdoğan’ın yaşanan saldırıların ardından. Siirt Pervari’deki Sarıyaprak Karakolu’nu ziyaret etmesiyle başladı. Adam siperdeyken çömelmiş. Aman efendim niye çömelmiş. O kadar güvenlik önlemi varken nasıl çömelirmiş. Başbakana yakışmazmış.

Bunun üstüne Kemal Kılıçdaroğlu boş durur mu? durmaz elbet. “Ben giderim başım dik bir şekilde siperde hatta orda iki gün nöbet bile beklerim” diye söylene söylene aynı karakola gider ve fotografçısına “yapıştır şipşakçı fotoğrafı…” der.

sifir-noktasi

Fotoğraflardan bir tanesi bu. Tabi ben şimdi konuyu çok farklı bir yere çekmek istiyorum. Bu fotoğraftaki konuşmalar neler olabilir. Orada neler konuşuluyor olabilir.

Continue reading ‘Çömelme !’

Şeklini Bozma !

Benden ufak bir tavsiye. hayatınızda köklü bir değişiklik yapacaksanız, etrafınızda var olan herşeyi düşünmeniz gerekir. köklü değişikliği yaptıktan sonra ya etrafınızdakileri kendinize uydurmak zorundasınızdır ya da onların hepsini silmek zorundasınızdır.

Muhalefet

Kemal Kılıçdaroğlu ilk seçildiği gün söyledikleriyle bir gaz almıştı milletten ve medyadan. Bu adamın Deniz Baykal’dan farklı bir söylemle hareket edeceğini düşünüyordu herkes fakat bugünkü grup toplantısında gördük ki söylemlerde ve düşüncelerde hiçbir farklılık yok. bütün konuşma boyunca akp hükümeti şöyle, böyle diye diye bitirdi konuşmayı. Hep muhalefet hep muhalefet nereye kadar Kemalciğim.

Nerde O Battal Gazi ?

Battalın intikamı

Bir tane battal gazimiz olsaydı tüm bu sıkıntıları çekermiydik.  O mavi marmara’yı tek başına savunur işi halleder, gider delikanlı gibi teslim olur. Biz de gider onu kurtarırdık. Ama artık bir battal gazimiz yok. Şimdikiler aç karnına kahramanlık peşinde koşanlar. Ancak yumurta atarlar konsolosluğa.- boş bir binaya-  Ama en fantastik olanı yeni dünyamız olan  facebooktaki kahramanlarımız. Bu pıtırcıklar israili kınamak adına hitleri öven yazılarıyla ortalıkta boy gösteriyorlar. İsrail  kökenli hiçbir ürüne el sürmeyeceğini söyleyenler de mevcut aralarında.  O arkadaşlara kolaylıklar diliyorum zira bitkisel bir hayat yaşamak zorunda kalacaklar böyle bir boykot içerisine girerlerse.

İşin özü aslında şu;  bir hükümetin yaptıklarını bir topluma yüklemek ancak bizim memleketimize has bir kültür. Bir örnekle açıklamak istiyorum İmralı’ da yatan Apoyu hükümetler beslemektedir. İdam kararını vermeyenlerde onlardır. Ama halkın büyük bir çoğunluğu bir kaşık suda boğulmasını istemektedir. Orada yaşananları hiçbir şekilde mazur göremeyiz. Ama bunu tüm yahudilere yüklemekte pek akıllı işi olmayacaktır.

Battal gazi de olsa benimle aynı fikirde olurdu eminim. Onun da insancıl bir yapısı olduğunu düşünüyorum.

Sen misin Star Olan…

Bu dünyanın başarılı olan insanlara karşı bir tiksintisi olduğu kesin. Birilerinin başarısının ardından onu yerin dibine sokmak için yatağında rahat uyumayıp çalışan tipler var bu dünya üzerinde. Başarılı bir iş ortaya konulduktan sonra o işi ortaya koyan kişiyi taşlamak övmekten daha makbul oluyor nedense.

Tarkan‘ın en başarılı dönemlerinde -ki bence hala çok başarılıdır- çıkan haberleri hepimiz biliyoruz. “Gay Tarkan !” diye başlayan yüzlerce gazete manşeti hatırlıyorum.  Daha sonra Fatih Akın‘ın Duvara Karşı filminde oynayan Sibel Kekilli’nin altın ayı ödülünü almasından birkaç saat  sonra bir porno yıldızı olduğunu,  onlarca filmde oynadığını öğrendik. Son olarak bu sene eurovision şarkı yarışmasında birinci olan Alman şarkıcı Lena’nın çıplak görüntüleri yayınlandı.  Bu örnekler çoğaltılabilir. Ama temelde bunu yapan çete -kesinlikle bir çete bunlar…- yer altında dünya veya ülke  gündemine oturan insanların hiçbirinden haz etmiyorlar. Birinin elinde ödül, para, mikrofon gördükleri gibi o kişiyi aşağı indirebilmek adına tüm arşivleri tarıyorlar ve sonunda emellerine ulaşıyorlar.

Bu kültür bizim ülkemizde de çok yaygındır. Bizim ülkemizdeki insanlar başarısızları sevmezler ,başarılı olanları hiç sevmezler.  Bunun temeli  tepki toplumu oluşumuza dayanıyor. Biz iki elimizi de sağa sola doğru çok kullanırız. Ama onları birbirine çarpıştırmayı hiç sevmeyiz. Biz tezahürat severiz, alkışlamaktan nefret ederiz.  Sevincimiz bile birilerine kızıyormuş gibi.  İşte böyle bir kültür üzerine inşa edilmiş bir toplum olduğumuzdan dolayı başarılı insanları bizde sevmezler. Hemen bir açığını bulmaya ve ordan yüklenmeye çalışırlar.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim Gerçekten süper bir şarkı olmuş Almanya’nın şarkısı. Tebrikler Lena .

3D sinemaya neler katıyor ?

Kimileri için rahatsız edici biçimde dikkat dağıtıyor. Kimindeyse mide bulantısı ve baş ağrısına sebep oluyor. 3D merakının arkasında büyük oranda pahalı projeksiyon teçhizatı satıp halihazırda pahalı olan sinema bilet fiyatlarını 5 ile 7.50 dolar arasında yükseltme amacı var. Görüntüsü, standart 2D filmlere göre daha karanlık Yetişkinler için yapdmış, ciddi filmlere uygun değil. Yönetmenlerin tercih ettiği şekilde film yapma özgürlüklerini sınırlıyor. 13 yaş veya 17 yaş altına sakıncalı film kategorilerini seyredenler için pek nadiren uğruna para vermeye değer bir deneyim sunuyor. Benim duruşum budur.

Continue reading ’3D sinemaya neler katıyor ?’

Tivi Bu mu ?

TTnet Tivibu gibi bir servis başlattığında23 nisan çocukları gibi sevinmiştik.  Bedava filmler,  güzel müzikler, ortadan hallice bir görüntü kalitesi, sadece bir lira ücret ödeyerek sahip olduğun güzel bir kanal yelpazesi içimizi hoş etmişti. Uydu nedeniyle kaçırdığımız maçları buradan izleyebilme imkanı da ailenin hoşuna giden bir özellikti.

Bütün bu güzellikler dün tivibuya düşen yahşi batı filmini izlerken toz oldu gitti. Biz dvd almadan bedava olarak yahşi batıyı izlemenin sevinciyle oturduk pcnin başına fakat gördük ki bu tivibunun televizyondan bir farkı yokmuş.

“Ee koçum adı üstünde televizyon işte ne bekliyorsun. ” diyebilirsiniz.  Ama insan farklı bir şey bekliyor. Bu kadar yazdım peki sorun neydi ?  “Bipppppp” işte tüm sorun buydu. Şeç izle bölümündeki yahşi batı filmine sansür koymuşlar. Bunun ne anlama geldiğini tam olarak anlayamadık. Bu filmi böyle bir platformda sansürlü olarak verirsen artık diyecek bir şey kalmamıştır.

“Ey Tivibu yöneticisi böyle güzel bir platformu kullanan insanları inceleyip, araştırıp ona göre sansür uygulayınız. Veya bu tür filmlerde bir de sansürsüz bir seçenek sunun.

Bu sansür uygulamasından ötürü ben ve etrafıma toplayacağım birçok insanla tivibuyu kapatın kampanyasını başlatacağım. “

Kitap Ayracı Mezarlığı

Kitaplar önümüzdeki on yıl içinde hayatımızdan tamamiyle çıkabilir. Tabi ki nostalji olarak sahaflarda yerini koruyacaktır. Fakat yeni çıkacak kitaplar bir flash disk içinde satılmaya başlanacaktır muthemelen. Bunu önüne geçmek pek mümkün olmayacaktır.  Bilgisayar hayatımıza yavaş yavaş girmeye başladığında yazarlık yapan insanlar daktilolalarını bırakıp bilgisayar başında yazı yazmaları çok karşılaşılan bir durum değildi. Değişime çok fazla dayanamadılar.

Günümüzde tabi ki hala daktilo ile yazı yazan yazarlar bulunmaktadır. Fakat oranları ortaya koyduğumuzda nereden nereye geldiğimizi görürüz.  Teknoloji karşısında artık o kadar dirayetli duramaz olduk. Değişime  artık kolayca teslim oluyoruz ve o yeniliğe anında adapte oluyoruz.

Taşınabilir pc ler ile başlayan daha sonra tablet pc ile devam eden ve apple’ın son ürünü Ipad ile artık farklı bir forma ulaşan teknoloji ile elektronik kitap devri dikkatleri yavaş yavaş üzerine çekiyor. Bu hızlı teknolojik değişimlerin getirdiklerini ve götürdüklerini hesap edip bir öngörüde bulunursak başta da söylediğim gibi on  onbeş yıl içerisinde herkesin elinde Ipad veya çıkarsa türevleri, kitap gazete ve dergilerin hepsi o aletin içine sığdırılmış hale gelecek.

Aslında bu durum beni çok fazlasıyla korkutmuyor. Ben kitap okuyan biriyim Tabi ki kitabı elime almak onu yaşamak, kitabın kapağına göre kitap satın almak isterim. Bundan 10 yıl sonra belki bende o teknolojiye ayak uydurup o yolda giderim fakat nostaljiden de vazgeçmem. Bu durumun beni korkutmamasının diğer bir sebebi kitabın kapağını açmayan insanların sırf teknolojik bir alet ile haşır neşir olmak adına birkaç satır birşeyler okuyacak olması. Hatta bu durum beni sevindiriyor bile diyebilirim. Zira daha düne kadar Mobil internetin M sinden haberi olmayan insanların neredeyse tamamı Facebook‘a  mobil internet üzerinden ulaşıyorlar.

Bu teknoloji elimizden kitapları, kapaklarını ve kağıtlarını aldı. Peki ayraçlar ne olacak. Kitap okurken en önemli şey onun ayracıdır benim için. Öyle basit gibi görünebilir ama ben bir kitabı ayracı olmadan okuyamam. Çok sevdiğim kitaplarımın içerisinde ayraçları özel olarak durur. Bir sergi açacak kadar koleksiyonum yoktur fakat ayraç kitap okurken çok önemli  bir araçtır.

Gelişen teknoloji ayraçlarımızı elimizden alacak bu kesin. İşte beni derinden üzen konu bu. O güzel ayraçlar artık üretilmeyecek. Kitapların arasında olmayacak hiçbiri. Belki gelen yeni teknolojiler bize daha güzel yenilikler sunar ve biz onlara bakarak mutlu oluruz.

Maç Muhabbeti

ülkemizde futbolcu ve taraftar

Hiç sevmediğim mevzudur. Sabahtan akşama konuşulur. Ama bir arpa boyu yol alınamaz. Çünkü yüzlerce yıldır karşılıklı alınan galibiyetler, beraberlikler, atılan ve yenilen goller vardır.  Bir taraf kendi kazandığı maçı anlatır diğer kendi kazandığını. İşin ucu ilk oynadıkları maçın sonucuna kadar dayanır.

Düşüncelerin, fikirlerin çatışmasını anlarım. Onların karşılıklı çalışması mantıklı gelir. İki farklı dünya görüşüne sahip grubun kendi düşüncelerini savunarak karşı tarafı ikna etmesi imkan dahilindedir. Bunu tarih boyunca yaşadık ve gördük.

Fakat iş Futbola gelince olay tamamen değişiyor. İki farklı takımı tutan taraftar karşılıklı gelip bizim takım sizi yendi.” diyerek muhabbeti açar. Diğer taraftar boş durur mu, durmaz elbet. “Ama biz sizi şurda şu zamanda şu skorla yendik” diye  karşılık verir. Sonra iş uzar gider ve kulübün kurucularına gelir. Bu muhabbetler içerisinde geçmesi farz olan geyikleri sıralamak isterim.

  • En son kim yendi.
  • Hangi maçta hakemler kimin hakkını yedi.
  • Kimin oyuncuları daha iyi, kimin teknik direktörü daha iyi, kimin sistemi süper.
  • Avrupa da en başarılı kim. Bizde turşu kupası var sizde ne kupası var .
  • En farklı skorla kim yendi.
  • Kimin taraftarı daha ateşli, kimin taraftar sayısı daha fazla, kimin stadı daha güzel.
  • Kimin yönetim kurulu daha zengin.
  • İlk hangi takım kuruldu.
  • Atatürk hangi takımlıydı. (hepsi kendi takımlarını tuttuklarını iddia ederler.)
  • Hangi takımın kökeni nereye dayanıyor. Bu takım ne zorluklarla bugüne geldi.
  • Kimin transferleri iyi kimin ki kötü.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar daha fazlasını bilen varsa alta ekleyebilir. Peki ben bunları nerden biliyorum? Bundan 3 4 sene kadar önce yukarıda yazdıklarımın hepsini belki de daha fazlasını bizzat ben yapıyordum.  Ama gerçekten hayatta giriştiğim en gereksiz aktivitelerden biri olduğunu fark ettim. Bu hastalıktan kurtulduğum içinde çok mutluyum. Diğer hastalara Allah‘tan şifa diliyorum.

Ülkemiz futbol delisi bir ülke olduğunda bu muhabbetlerin nerelere ulaşabileceğini hepimiz çok iyi biliyoruz ve görüyoruz. Burdan toplumu uyarmak istiyorum ben de sıkı bir Beşiktaş taraftarıyken çok derin tartışmalar içine girdim insanlarla ama ne Yıldırım Demirören’in ne Mustafa denizli’nin bu muhabbetlerden , söylediğim şeylerden haberi var , olmayacakta.  Gelin vazgeçin bu Maç Muhabbetinden.

Turkcell spam mesaj servisi

Turkcell bir spam şirketidir.

İşte son tespitim budur. Kendime ait bir TURKCELL hattı alalı yaklaşık 4 ay oluyor. Bu süre zarfında cep telefonumda 125 adet mesaj birikti. Burdan anlaşılacağı üzere çok fazla mesaj alan ve gönderen bir birey değilim. Fakat ilginç olan şey bu 125 mesajın yaklaşık olarak 100 tanesi TURKCELL tarafından gönderilmiş olması.

Gönderdikleri mesajlar doğal olarak reklam mesajları. Kampanyaları ile ilgili bilgilendirme mesajları yolluyorlar. Bilmiyorlar ki ben onlar için doğru bir hedef kitle içinde değilim. Gönderdikleri mesajları dikkate almadan hayatıma devam ediyorum. Anlayamadığım nokta şu; ben kontörü bittiğinde ve bir görüşme yapacağı zaman kontör yüklemesi yapan bir aboneyim. Böyle bir abone olmama karşın bana bu kadar bilgilendirici mesaj göndermeleri garip. İşte bu gariplik  TURKCELL‘i  benim gözümde spam mesaj yollayan bir şirket konumuna düşürüyor.

Bu durum artık danayılmaz bir sıkıntı yaratıyor bu bünyede. Burdan tüm şirket çalışanlarına, yöneticilerine ve diğer tüm sorumlu kişilere sesleniyorum. Bu davranışlarınız şirketinizi gözümde değerli kılmaktan çok yerin dibine sokmama yardımcı olmaktadır. Bu tavırlarınızdan bir an önce vazgeçin. Artık mesaj kutuma düşen TURKCELL konulu bir mesaj görmek istemiyorum. Gerçekten hiçbirini okumuyorum ve ilgilenmiyorum.

Umarım bu yazımı dikkate alır ve mesaj göndermek için hazırladığınız abone listesinden beni çıkartırsınız. Eğer çıkartmaz iseniz 10 senelik TURKCELL aboneliğimi iptal ettirip başka bir operatöre koşar adım geçicem.

Bedava Yaşayan İnsanlarız

Bugün yine bedavaya yaşadığımızı anladım. Gerçek anlamda bedava yaşamaktan bahsediyorum. İstanbul’ da yaşamak bedava boğazda tur atmak bedava, en güzel alışveriş merkezine girmek sabahtan akşama kadar dolaşmak bedava, en güzel manzara karşısında şarap,bira vs içki yuvarlamak 3 ile 5 lira arasında. Gerisi gerçekten teferruat. Bu dediklerimi paralı yapmak para verip cinsel ilişkiye girmeye benziyor. Örneğim buraya bence cuk diye oturdu. Kimse gücenmesin.

İstanbul’un o eşsiz boğazına karşı oturmak ,boğazı seyretmek için para ödeyen insanların bir bankta oturup ellerine simit alıp denizi seyreden insanlardan farkı yalnızca oturdukları g*tlerini terleten deri koltuklar ve güneşten çok çekindikleri için değil sadece bir aksesuara ihtiyaç duydukları için taktıkları gözlükler. Ceplerindeki kredi kartları , altlarındaki araba kollarındaki takılar onları bankta bedavaya oturup 75 kuruşa aldığı simiti yiyip denizin tadını çıkaran insanlardan farklı kılmaz. Önemli olan bulunduğun ortamı neyle kıyasladığındır, ya da neyle kıyaslamadığındır. Eğer orda oturan ben olsaydım ne olurdu gibi bir tavra bürünürsen o zaman hayat senin için attığın her adımın masraf olduğu hale dönüşür. Eğer bunları düşünmez isen hayatta bedava yaşayan insanlar olduğunu kabul eder ve mutlu olursun.

Bu bedava yaşamak konusu  aslında görmemekle de alakalı. “İnsan görmediği şeye merak duymaz” klişesinden yola çıkar isek (ki bence doğru bir sözdür). Merak duyulmayan şey aynı zamanda arzulanmayan şeydir. Bir şeyi arzulamıyor iseniz onu istemezsiniz de aynı zamanda. bu sarmal döngü böylece yapmamaya kadar uzanır. Dünyanızda böyle birçok standart olduğu inkar edemezsiniz. O hayatınızın olmazsa olmazı standartları bir düşünün. %80 lik dilimini yapmazsanız hayatınızın seyrinin değişeceğini veya mutluluk katsayınızın düşeceğini hiç zannetmiyorum.

Oyunun kurallarının bazıları tarafından belirlenen bir ülkede yaşıyoruz. Normal yaşamı desteklemeyen , bedava yaşamı değil de  zengin pahalı yaşamı standart olarak gösteren bir dünya da yaşıyoruz. Kapılmışız bu rüzgara gidiyoruz. Bu düzen bizi dünya üzerindeki en büyük toplumu olma  yoluna doğru sürüklüyor.

Doritos Hisseli Tatlar Kampanyası

Biz daha eskilerilerine alışamışken yeni ve bir o kadar gereksiz tatlar sunuyor bize. Bu doritos bizi zorla kendisinden uzaklaştırmak istiyor. Şimdi de bir yarışma yapmış yeni tatlar arıyor. Yarışmada birinci olana o ürünün yüzde 1 hissesi veriliyor.

Yarışmaya katılanlar birbirinden enteresan tatlar ortaya koyuyorlar. Son 3 finalistin tatları arasından biri doritosun yeni tadı olacak. Bu tatlar neler peki. Birincisi Çantada Kekik, bir diğeri Hadi Gari, son olarakta Davur Dağı. Bu tatlardan biri kazanacak ve bunu keşfeden kişide o ürünün yüzde 1 hissesine sahip olacak.  Çok mantıksız.

Bu yarışmada farklı olan birşey daha  var. Artık markaların sosyal medyayı ciddiye alması, sosyal medyayı kullanmanın ne kadar gerekli olduğunu anlamaları, yarışmacıların ve kampanyanın büyük bir bölümünün sosyal medya üzerinden yürütülmesini sağlamış. Bu güzel bir hareket olarak tarihe geçiyor. Fakat sosyal medya mecraları toplumun genel eğilimi göstermez. Hatta internet üzerinden yapılan bir ankette çok fazla toplumun genel eğilimlerini göstermez.

Toplumun bu tatlar hakkında fikrini tam olarak öğrenmek istiyorsanız raflardaki rakamlara bakmanız gerekir. Raflar hiçbir zaman yalan söylemez. Gidin bakkal remziye sorun o size hangi tadın tutacağını söylesin. Tamam zamana ayak uyduruyorsunuz sosyal medya, bloglar, internet gibi mecralarla ürünlerinizi tanıtıyorsunuz. Fakat burdaki dünya ile dışardaki dünya birbirinden çok ama çok farklı.

Konuyu çok farklı noktalara taşımadan kısaca derdimi özetlemek gerekirse;

Doritos yeni tatlar ortaya çıkartmak için önceki tatların ne kadar ilgi gördüğüne bir gözat.  Çıkarttığın yeni ürünlerin hayal ürünü olduğunu gözün görmüyorsa diyecek birşey bulamıyorum. Bunun yanında bu ürünleri tanıtmak için sosyal medyayı değil, bakkal remziyi ,muzafferi, başar gıdayı, karagöz kuruyemişi kullanın.

Milliyet Haberciliği

http://www.milliyet.com.tr/ic-camasirsiz-unlulere-o-da-katildi-/yasam/galerihaber/29.03.2010/1217107/default.htm?ver=3453

Adresinden ulaşabileceğiniz haberde göremeyeceğiniz üzere ünlü ve aynı zamanda yaşlı manken Naomi Campbell iç çamaşırı giymeden diskoya gitmiş, balkona çıkmış ve delirmişcesine dans etmiş. Milliyet te bunu haber yapmış ve resimleri koymuş. Ama enteresan bir durum ortaya çıkmış. Milliyet Naomi Campbell’ı öyle bir sansürlemiş ki sanarsınız ki altına bez bağlamışlar.

Bu durumda şunu düşündüm. “şimdi Naomi Campbell’ın altında birşey var mı yok mu? Hadi ayıkla pirincin taşını.

1986

In 1986, the world was a different place.

There was no Google yet. Or Yahoo. Or Stumbleupon, for that matter.

In 1986, the year of your birth, the top selling movie was Top Gun. People buying the popcorn in the cinema lobby had glazing eyes when looking at the poster. 

Remember, that was before there were DVDs. People were indeed watching movies in the cinema, and not downloading them online. Imagine the packed seats, the laughter, the excitement, the novelty. And mostly all of that without 3D computer effects.

Do you know who won the Oscars that year? The academy award for the best movie went to Platoon. The Oscar for best foreign movie that year went to The Assault. The top actor was Paul Newman for his role as Fast Eddie Felson in The Color of Money. The top actress was Marlee Matlin for her role as Sarah Norman in Children of a Lesser God. The best director? Oliver Stone for Platoon.

In the year 1986, the time when you arrived on this planet, books were still popularly read on paper, not on digital devices. Trees were felled to get the word out. The number one US bestseller of the time was It by Stephen King. Oh, that’s many years ago. Have you read that book? Have you heard of it? Look at the cover! 

Continue reading ’1986′

İbrahim Kaş

Beşiktaş futbol takımında hep böyle futbolcular olmuştur. Taraftarın hiçbiri sevmez, maçta hiçbir varlık gösteremez fakat teknik direktör başka kimse yokmuş gibi böyle futbolcuları ilk onbire koyar. Ben sıkı bir beşiktaş taraftarı olarak bu oyuncunun beşiktaş futbol takımı içerisinde neden yer aldığını hala anlamış değilim. İyi top oynamaz, maç kurtarmaz, yaptığı hataları düzeltmek zorunda kalır takım arkadaşları.

Durum böyle iken oynamasının sebebi nedir hala düşünüyorum. Aklıma gelen bir iki şey var. Bunlardan ilki çok yakın tanıdıkları beşiktaş camiasında önemli yerlerde. Ya da maç başı para alıyor ve büyük bir borca saplanmış olduğundan dolayı bunu bilen teknik direktör onu takımdan almıyor.

Fakat bu iki durumda beşiktaş takımını alakadar eden durumlar değil. Oynaması gerçekten bu takıma zarar veriyor. Eminim böyle düşünen tek beşiktaş taraftarı değilim. İddiaya girerim ki ibrahim kaş’ın beşiktaştan ayrılmasına destek verecek 1 milyon beşiktaşlı bulurum. İyi fikir aslında gidip facebookta böyle bir grup açayım.

Son olarak hatırlarsak milli takımın çok önemli bir maçında bu arkadaş ilk onbirde başlamıştı ve herkes isyan etmişti. Allah yardım etti de maçın başında ciddi olmayan bir sakatlıkla çıktı da yerine gökhan gönül girdi. Bu sakatlıkta bize gökhan gönül gibi bir sağ bek kazandırdı. Aynı durum beşiktaşta da yaşansa ne kadar güzel olur. Tabi ki önemli bir sakatlık olmasın ama şöyle bir kaç hafta kenarda oturmasına sebep olacak ufak bir sakatlık geçirse de kulübede dahi oturamayan gençler çıksın oynasın belki bir cevher daha doğar.