Beşir’le Vals

“Ne şekil bir filmsin sen” diye okudum tanıtım yazısını. sonradan birkaç yerde daha okuyunca “ahanda birşeye benzemesi mümkün bir sinema filmi ile karşı karşıyayız.

Türünün tek örneği, uzun metrajlı, canlandırma bir belgesel. O dönemde İsrail ordusunda görev yapan yirmili yaşlarında bir piyade olan yönetmen Ari Folman, 1982 Sabra-Şatila katliamını kendi bakış açısıyla anlatıyor.

İzlemek için bir ara oluşturmak lazım. Fakat bu tarz filmlerin salonları, ve film bitiminde çıkışları çok ilginç geliyor bana. Dışarı çıktığınızda “hangi filme girmiş bu insanlar, ne biliyim anam …” salonlar zaten ağır bir kültürel hava ile dolar taşar. Millet elitlikten ölmek üzeredir.

“Öyle elitiz ki biz, paramıza kıydık. sinemadaki en belgesel filme geldik.

Bir gece yönetmen Ari Folman barda arkadaşıyla oturmuş sohbet etmektedir. Arkadaşı, Ari’ye durmadan gördüğü bir kabustan bahseder. Kabusunda 26 tane vahşi köpekten kaçıyordur. Bu kabusun, iki adamın da Lübnan Savaşı’nda yaşadıklarıyla ilgisi olduğu kanısına varırlar.

Ari, hayatının o dönemiyle ilgili pek bir şey hatırlamadığını fark edip şaşırır. Bu ilginç durum karşısında, dünyanın dört bir yanından dostlarını ve asker arkadaşlarını bulup savaşta yaşananlar hakkında konuşmaya karar verir. O dönemle ve kendisi ile ilgili gerçeği ortaya çıkarması gerekmektedir.

Ari bu gizemi deştikçe, hafızası gerçeküstü resimlerle uyanmaya başlar.

Leave a Reply