menü

Monthly Archive for November, 2009

Tövbe Tövbe… Geçen gece rüyamda su bardağında duran sek rakıyı içiyordum. İçki içmeyen birinin böyle bir rüya görmesini nerelere yormam gerekiyor bilmiyorum. Şuna yoranlar olabilir “bilinçaltında içki var demek ki. içmek istiyorsun fakat bunu bastırıyorsun ama rüyanda pörtlüyor. ” Yürü git ordan. Benim içkiyle aramdaki mesafe Baykal ile Tayyip arasındaki mesafeden uzak.

Ve benim nedenlerimin başında öyle günah falanda gelmiyor. İlk sırada kokusundan anladığım kadarıyla tadının bir boka benzememesi geliyor. Yani ben kontrolümü kaybetmek için neden üzerine para vereyim. Şimdi yazıyı okuyanlar “ama onun zevki hiçbir şeyde yok” diye içlerinden geçiriyorlardır. Sokayım zevkine. Öyle zevk mi olur lan.

Ama müftülüğe veya rüya tabiri uzmanına soracaz. Nedir bu rüyanın hikmeti diye.

  • Üşümek neymiş bugün gördüm. Uzun zamandır böyle üşüdüğümü hatırlamıyorum. İliklerime kadar titriyordum. Eve geldiğimde resmen buz kütlesi gibiydim. Birkaç dakika sonra elim ayağım kendine geldi. Ev normal olarak sıcaktı ve güzelce bir ısındım.
  • Sabah 7 de kalkmak akşam 7 de eve gelmek yeni alışkanlığım. Tam 10 saat boyunca çalışıyorum. Olsun be böylesini de denemiş oluyoruz.
  • Domuz gribi salım salım ortalarda salınıyor. Allah muhafaza yani…
  • Twitter gün geçtikçe en sevdiğim ortamlardan biri oluyor. Farklı insanların anlık düşünceleri, sinir anında,keder de, sevinçte içinden gelenleri noktasına virgülüne dokunmdan aktarmaları güzel bir deneyim.
  • Bu aralar aklımda süper bir proje yatıyor. Hayata geçirdiğim vakit güzel günler göreceğim güneşli günler
  • Haftalık dizi takipi devam ediyor How İ  Meet your Mother yeni bölümüyle yine tadını damağımızda bıraktı.

http://ff.im/aLg2P tam burdaki posta bakın ayar nasıl verilirmiş görün.  Hatta müsadesiyle bende resmi koyayım. İbretlik tablo. Ayarı yiyen 3 gün üstüne oturamamıştır.

Bugün berlin duvarının yıkılışının 20. yılı. İlk aklıma gelen şey ise o günlere dair izlediğim en güzel film olan elveda lenin. O günleri yaşamadım fakat film güzel bir kurgu üzerine kurulmuştu. Üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen bugün bir yerlerden bulup izlemek istedi canım.

Çük beyogluna gittik.  Garsondan alkolsüz olan soğuk bir içecek istedim. Sanki ona küfretmişim gibi baktı bana. Yahu niye herkes gibi bende ATATÜRK‘ü içkiyle anmak zorundayım ki. Yada niye içki içmek gibi bir zorunluluğum olsun ki. koş bana soğuk bir portakal suyu getir. Ya da süt getir koçum ordan bana.

Domuz gribinden tırsmışım vesselam. Belirtileri bildiğim için insanları çok fazla gözler oldum. Nereye gidecek bu iş diye çok düşünüyorum. Daha yeni öğrendim bu hastalığın tedavisi varmış. Yakalanan her hasta ölmüyormuş yani .1000 de 1 miş ölü. Tamam o da kötü fakat benim gibi cahil biri için iyi birşeymiş gibi geliyor.

Stratejik yönetimde çevre analizi. hop hop samet pop samet diyoruz.

Dostlarla bir yere oturmak muhabbet etmek ev büyük zevkim hala. Ama kalamışı özledim. Ne güzel yayılırdık oralarda. Rasim çekmek için vakit ayırmak hedeflerim arasında. Sosyal medyalar hala tip tip insanlarla dolu. “Ama hala Atatürkün izinden giden 70 milyonuz” tarzı gruplara kıl oluyorum.

http://ff.im/aLvuw  şu  posta bir göz atın. Yorumları okuyun. İşler bu duruma kadar gelmiş diye geçirdim içimden. Neden bizim insanlarımız  Mustafa Kemal‘i dünyanın en önemli lideri haline sokmaya çalışıyorlar anlamış değilim. Ölüm yıl dönümünde google da yayınlanması için bir logo yapmışlar. siyah font, yarıya inmiş bayrak, ölüm- doğum tarihi  logo da bunları hepsi var. Bu logoya destek isteniyor. Anlıyorum çabalarını; bugünü unutturmamak, herkesin günün anlam ve önemini  gözüne sokmak, hala Mustafa Kemal benzeri bir liderin olmamasının ezikliğini yaşamak.

Seçtikleri mecra belki günümüzün en önemli kitle iletişim araçlarından bir tanesi belki fakat bu çok ilginç geliyor bana. Bu postun benzerini facebookta açılan gruplarda görebilirsiniz. Tam grubun adını bilmiyorum ama şuna benziyor. “obamanın 1 milyon hayranı var ise götü ortaya koyarım ki  Mustafa Kemal’in 100 milyon hayranı vardır.” işte grup bu. Bu nasıl bir düşünce yapısı anlamıyorum. İşte tam burda Mustafa Kemal‘i dünyanın en büyük lideri. Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük insanı, insanlığın ulaşabileceği son nokta olarak gösterme istegi yatıyor.

Tüm bunlar gerçekten çok geçici hevesler. Doğrusunu söylemek gerekirse çok samimiyetsiz davranışlar. Aslında tam anlamıyla üzücü bir durum. Çünkü insanlar hala Mustafa Kemal‘i o ilkokul hocasının söylediği ” Bakın ATATÜRK burda hep sizi izliyor. hep size bakıyor. her hareketinizi gözlüyor.” sözlerle hatırlıyor. İşte Bizim Atatürkçülerimiz Mustafa Kemal‘i böyle görüyor. Atatürkçü gençlerimizde Mustafa Kemal‘i sadece internet sayfasında hatırlıyor. Tabi ki başka yerlerde hatırlayanlarımız da var. Bunu yadsımıyorum ama sadece bilgisayar ekranında bakıp hatırlayanlar da var.

O bir insandı. Herkes gibi hatalar yapan, içki içen, sigara içen, Herkesten farklı olarak Türk devriminin mimarlarının başındaki insandı. O da kitap okuyordu. Doğa üstü güçleri yoktu. Beslendiği düşünceler vardı. Zaman onu tanrı mertebesinden insan mertebesine indirerek  onun düşüncelerini geliştirerek daha iyi bir Türkiye için taşın altına elimizi koymalıyız.  86 yıl oldu fakat biz hala onu tanrılaştırmaya devam ediyoruz. Emin olun yurtdışındakiler bize bir taraflarıyla gülüyorlardır. Bir yerde okumuştum.  Yabancı ülkeden bir bürokrat gelmiş, bizim devlet daireleri gezerken sormadan edememiş. “Neden heryerde Atatürk resmi var?” Bende aynısını sormak istiyorum. Neden var?

Şimdi başka bir soru sormak istiyorum. Bugün yaşananlar için herkes ” Atamızın kemiklerini sızlatıyorsunuz.” diyor. Bunu söyleyenlerde 86 yıldır Atatürkün omuzlarında yola devam ediyorlar. Peki sizce hangisi daha çok kemikleri sızlatıyordur. 40 milyonu sırtında taşımak mı? yoksa düşüncelerini benimsemeyenlerin yaptıkları davranışlar mı?

Mustafa Kemal‘i saygıyla anıyoruz. Ama harbiden anıyoruz. Öyle çalakalem bir logoyla değil. Ya da sanal bir grupla değil. Onun gösterdiği yoldan gitmeliyiz. Onun geçtiği yolları tekrar tekrar geçmemeliyiz.

Değerli dost Ersin Kepir dolayısıyla daha şantiye halindeyken içerisine girdiğim ve belli bir kısmını dolaşma imkanı bulduğum forum istanbul 15 kasımda hizmete açılıyor. Aslında birkaç mağaza hizmete girmiş. Açılan mağazalar teknoloji marketler. -saturn -teknosa- bimeks. Bunun dışında birkaç kafe ve turkuazoo açık durumda.

Diğer kısımların durumu ise şuna benzer;

forum-istanbul şantiyesi

İçeride hala mimarlar, iç mimarlar, temizlikçiler, patronlar, işleri yetiştirmek için harıl harıl çalışıyorlar. Güzel bir sonuca varacağını düşünüyorum şahsen. Gerçekten hoş bir yaşam merkezi oluşturduklarını söyleyebiliriz. Şekli şemali boyutları itibariyle diğer tüm alışveriş merkezlerinden farklı bir yerde duruyor.

Peki eleştirelecek hiçbir tarafı yok mu ? olmaz mı. Eleştiri kısmına geçmeden dün geceden biraz bahsetmek gerekir. Ersin Zumo barın iç mimarı olması vesilesiyle şantiye sahasına girmeye çalışıyorduk. Fakat iki adımda geçebileceğim şantiye alanına girişi neredeyse tam tersi istikamete yapmışlar. O büyüklükte bir alanda 180 derecelik bir yürüme mesafesi insanda soluk bırakmıyor normal olarak. Neyse zorunlu bir şekilde o yolu yürüdük, geçtiğimiz yolları görmedim zaten doğru düzgün. Çünkü ya ışıkları yoktu ya da toz dumandı. Sonuç olarak ihtiyacımız olan mekana geldik. Ersin’in işi çok fazla sürmedi. O kısa sürede bende birkaç fotoğraf çekeyim dedim. Daha açılmamış yerin fotografları belki değerlidir diye düşündüm. Ama hiç öyle düşündüğüm gibi değilmiş.

İşimizi bitirdikten sonra harıl harıl bir çıkış aramaya başladık. Aramaya başladık diyorum çünkü öyle heryerden kolay kolay çıkamıyorsunuz. İllaki girdiğiniz yerden çıkmak zorundasınız. Biz tabi buna uyuz olduk. Çünkü çok saçma bir uygulama. Girdiğim bir yerden çıkmak için yine aynı yolu kullanmak zorunda olmak ne kadar mantıklı olabilir ki. Biraz düşündüm bunun üzerine. Neden böyle bir uygulama yapmış olabilirler?

“içeri girmeyi bir şekilde başardık. daha sonra içerde yer karolarını söktük. 3 kişiydik. Birimiz karoları söktükten sonra girişteki güvenlik görevlisini etkisiz hale getirdi. Diğerimiz tam o sırada arabayla girişe yanaştı. Sonra son karoları yüklerken başka bir güvenlik görevlisi onları farketti. Onlar panik halinde arabaya atlayıp kaçtılar. Fakat ben içerde kalmıştım. Dışarı çıktığımda giden arabanın  arkasından koşan görevliyi gördüm. Bende panik halinde içeri kaçtım. Alt katta bulduğum başka bir çıkıştan dikkat çekmeyecek şekilde çıktım ve eve doğru hareket ettim. ”

İşte bu olay yaşandığı için yönetim girişi ve çıkışı tek bir kapıdan yapmayı emretmiş.

Hikaye ne kadar da gerçeğe yakın olsa da yazarken geliştirdiğim bir masaldır.

Bu güzel yaşam merkezinin bize sunulmasında emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Fakat dünkü o muameleden dolayı da hepinizi esefle kınıyoruz.

3d camiası böyle kapışma ne gördü ne duydu ne de tattı. Yılların 3dmax çileri, bu işe başladıkları günden beri yan yana proje üreten iki dost bugün karşı karşıya geldi. Nerden çıktığını hiç bilmediğim bu iddia şöyle oluyor. İki tane koca koca adam bir sidik yarışına giriyorlar. Bu sidik yarışının konusu ise “salon tasarımı”. 4 aralık son gün olarak belirlendi. O güne kadar taraflar birbirlerine hiçbir türlü temas etmeyecektir. 4 aralık tarihine kadar birbirlerinin yaptıkları işlerden haberleri olmayacak.

İki dostuma da  başarılar diliyorum. İyi olan kazansın.

Sonuç : Failed

Yapamadılar yaptıkları daha temelde. Bekliyor.