Bu gün bir takım bankacılık işlemlerim için erkenden uyandım. Saat 16 gibi PTT’de kuyruğa girdim. Günümüzde bankada beklemek yerine kullanılan “sıra bekledim” tabirini özellikle kullanmıyorum. Çünkü yıllar önceki gibi gişe görevlisinin önünde duran kişinin arkasındaki kişinin arkasındaki 12. Kişi oldum. Önümdeki kadınlar ev telefonu faturalarını yatırmak için bekliyorlardı. Onlara: Aslında ev telefonu faturalarını sıra beklemeden; internetten, otomatik ödeme talimatıyla ya da hemen yan binada bulunan ve genellikle, çok müşteri girip çıkmasına rağmen yine de kalabalık olmayan, bilmem kaçıncı Telekom bayiinde sıra beklemeden bu işlemi yapabileceklerini söylemek istedim. Ancak konuşmalarından çıkardığım kadarıyla uzun süredir görüşmediklerini anladım, söylediklerine göre şu fatura ödemeleri de olmasa görüşemeyeceklermiş. Bu yüzden sesimi çıkarmadım, kendimce bu bilgiden onları mahrum bırakmayı seçtiğimi düşündüm.
Bunları ve üç gün önceki bazı olayları düşünürken birden arkamda bir gülme sesi duydum – rahatsız olan okurlar için gülme sesi yerine kahkaha konarak da okunabilir. – büyük tepkiler vermekten korkarak – çünkü içerisi çok kalabalıktı ve ben içeriye girerken içerisinin kesin bomboş olduğu düşüncesiyle içeriye girmiştim ve içeriye girdiğim an orta çaplı bir hayal kırıklığıyla karşılaşmıştım ki hayal kırıklıkları sık sık karşılaştığım durumlardan sadece bir tanesidir - yavaşça arkama doğru baktım, tahminim yirmili yaşlarını yeni geçmiş olduğunu düşündüğüm bir kadının telefonla konuştuğunu ve arada da güldüğünü fark ettim. Neden olduğunu bilmiyorum ama kadına kızdım içten içe sonra bu kızmanın çok saçma ve insanoğlunda doğuştan olduğunu düşündüğüm bir duygunun ürünü olabileceğini düşündüm. Bu duygu “başkalarının eğlenmesinden mutsuz olmak”tı. Sonra efendi efendi diğer tarafa doğru baktım, orada da aynı yaşlarda bir kadının güldüğünü gördüm, sonra büyük kulaklarımın yardımıyla ve çok önceleri edindiğimi düşündüğüm iki şeyi aynı anda dinleme yeteneğimin yardımıyla iki kişiyi dinlemeye başladım. Ve aniden birbirleriyle konuştuklarını fark ettim. Solumdaki kuyrukta olan kız sağımdaki kuyruğun sağındaki kuyrukta olan kıza “facebook”tan bahsediyordu. Konuşmadan bir parçayı hatırladıklarım ve kurguladıklarımla birlikte aktarıyorum:
Soldaki: ya uzun boylu olan vardı hani, baya uzun boylu
Sağdaki: hepsi uzundu bilemedim ki hangisi, ilhanımı diyorsun
Soldaki : ya ilhan değil, o salakla ne ilgisi var o zaten “ignorlu”, o değil en uzun boylusu ya baya dalyan gibi olanı.
Sağdaki: ha sen Furkan’ı diyorsun, eee
Soldaki: ne ee, işte eklemiş beni “facebook”tan sonra bir de benim fotoğrafların altına: sen kendini neden şirin göstermeye çalışıyorsun falan yazmış, ben de sanane dedim, yanlış anladın falan yazmışta sonra onu da “ignor” ettim. Ya benden hoşlandıysan güzel şeyler yaz dimi ne öyle laf sokarak “cool” görünmeler falan. İgnor ettim gitti. Ayıp olmuş mudur sence?
Sağdaki: ya ne ayıp olacak, bak ne diyecem ebru var ya ona da yazmış öyle şeyler, o da “ignorlamış”
Soldaki: hadi ya! İyi yaptım o zaman, neyse senin sıranda kaç kişi var?
Sağdaki: ay bilmem ki seninki daha mı kısa ne; olmazsa oraya mı gelsem.
Soldaki: yok kız seninki daha kısa, zaten hep bana uzunlar çatıyor: hihihihihihi
Sağdaki: hihihihihihi, neyse bir şey demeyeceksen kapatıyorum, olmadı buraya gel.
Bu konuşmanın üzerine aklıma tek bir şey geldi, yaklaşık iki dakikadır konuşan bu kadınlardan bir tanesi diğer kadının telefonda bir şey demediğini fark etmişti. Ve bu fark ediş diğer kadında bir yansıma bulmuş ve bir şey demiyorken neden telefonla konuşuyoruz ki? O zaman telefonu kapatayım düşüncesini uyandırarak onda telefonu kapatma eylemine yol açmıştı. Bu olayda aklıma gelen ikinci şey ise kitle iletişim araçlarının en çok diğer kitle iletişim araçlarının olmadığı yerlerde onlarla ilgili haberlerin verilmesi için kullanılır hale gelmesiydi. Daha anlaşılabilir bir cümle ile: günümüzde artık, kitle iletişim araçları diğer kitle iletişim araçlarıyla daha rahat anlaşabilmek için kullanılır hale gelmiş araçlardan başka bir şey değiller.
Lafı bu kadar uzatmak istemezdim ama emin olun konuşarak anlatsaydım daha da uzayacaktı. Bunları şunu söylemek için anlattım. samedus.com bir kitle iletişim aracıdır. Bu siteyi sürekli takip eden kişiler belli. Yani bir zamanlar sürekli derslerde, ders çıkışlarında, bilumum evlerde görüşen arkadaşların takip ettiği bir iletişim aracı. Kitle iletişim araçları birbirimden haberdar olurken bize biraz da olsa seçme şansı tanıyan şeylerdi. İradeli insanlardan bazıları televizyonu, interneti kapatıp telefonlarını istediği zaman açmamayı başarabilirler ya da msn de çevirim dışı olup istemedikleri kişilerden kaçabilirler. Yani bir anlamda kendileri için bir alan yaratabilirler. Ancak bu alan yaratma ihtiyacı günümüzde neden birbirlerini tanıyan insanlar için geçerlidir bunu çok ta anlamak istemiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam Epiküros’un bir lafıydı ya da ben Epiküros’un yazdıklarından esinlenerek uyduruyorum: “dostlarla yenilmiş bir tekerlek peyniri başka hiçbir şeye değişmem.” Demek istediğim anlaşılmıştır umuyorum. Burada yazmaya devam etmeyi istiyorum ama arkadaşlarıma, yazdıklarımı konuşarak anlatmayı her zaman tercih ederim. Bazen ayrı şehirlerde olmak insanın iletişme ihtiyacını bloglarla, msn ya da facebook vs. ile gidermesini zorunlu kılsa da yine de yüzyüze görüşmenin yerini tutmuyor.
Son olarak; kızdığımız, kırıldığımız ya da üzüldüğümüz zaman yalnızlıklarımızı paylaştığımız yerler, kendimizi var etmeye çalıştığımız yerler bir arkadaşın yanı olmalı. Bunu burada yazmanım nedeni bunu birçok arkadaşla burada paylaşabiliyor olmam. Esen kalın.
akbak