menü

Monthly Archive for September, 2009

Yeni favorim. Boş zaman fazlalığından dolayı izlemeye koyulduğum dizi. Kendisi Lost’un yaratıcılarından tarafından ortaya konulmuş, ilk başta Arka sokaklar gibi bölümlük hikayeler içeren bir kurguymuş gibi görünen, sadece akıcılıkla işi götüren bir yapım gibi görünen dizi. Fakat 5 bölümlük avanstan sonra içine o kadar dalıyorsunuz ki Lost gibi sorulara boğuluyorsunuz ve artık içinden çıkamıyorsunuz. Sorular, yaşanan olayların gerçekle çok yakın olması diziye dikkat kesilmenize neden oluyor.

Dizinin kahramanları Gizli ajan Olivia Dunham, Walter ve Peter Bishop. Ekip olup doğaüstü gibi görünen fakat tamamen bilimsel olayları çözümlemeye çalışan bir ekibin hikayesi. Evet bana göre tam olarak film ekip elemanlarının hikayesinden oluşuyor. Kendilerinden bağımsızmış gibi duran olayların aslında tam ortasında duruyorlar fakat bunun farkına varmaları uzun bir zaman alacakmış gibi görünüyor.

Favori karakterim Walter Bishop.  Karakterin gerektirdiklerini fazlasıyla yerine getiren bir oyunculuk sergiliyor kendisi. Onun oyunculuğu için bile izlenebilecek bir dizi .Kendisini tanıyamayanlar için bir ipucu; Yüzüklerin efendisi kralın dönüşü filminde oynayan bir vekilharç vardı. İşte kahramanımız onun ta kendisi oluyor.

İzlemek isteyenlere şiddetle tavsiye edilir. İsteyenlere 1. sezon Dvd’leri yollanır. Ya da internetten izlemeye devam edin.

Malum tam 7 aydır Münevver Karabulut cinayeti ile yatıp kalkıyoruz.  Katilin yakalanması bile kimseyi yatıştırmadı. Hala televizyonda, gazetelerde cinayetle ilgili türlü türlü senaryolar dolaşıyor. Uzun bir sürede bitecek gibi durmuyor. Bu anlatılanların hepsi çok komik hepsi rezalet ötesi hepsi haberi yapan kanalı gözümde bitiren türden haberler oldu.

Kaseti geri sararsak daha Cem G. yakalanmadan ortaya atılan senaryo neydi. Hatta Münevver’in babası da aynı şeyleri söylemişti. Ailenin satanist olduğu ve kızın ailenin bu sırrına vakıf olduğu ve cinayetin bu nedenden ötürü işlendiği ileri sürülüyordu. Bu elbetteki çok komik bir tespit olarak şaçma sapan fikirler deposuna kaldırılması gereken bir düşüncedir. Bunu ciddiye alan Türk halkı için hemen kısa bir açıklama yapayım. Şimdi kendinizi Türkiye’nin sayılı zengin ailelerinden biri olarak düşünün. Bolca para, bolca adam yani herşeyden bolca olsun. Sizinde herkesten sakladığınız bir sırrınız olsun. Bu sırrı herkesten saklamaya çalışmanıza rağmen “biricik” oğlunuzun sevgilisi bu sırra vakıf oldu. Peki şimdi ne yapmanız gerekiyor. O kızı ortadan kaldırmanız gerekiyor diye düşünelim. Şimdi gelelim can alıcı noktaya. Bu cinayeti kendi mülkünüzde kendi “biricik” oğlunuza mı yaptırırsınız? Yoksa elinizin altındaki o kadar adamdan birkaçına talimat verip kızı ıssız bir yere götürüp işini mi bitirirsiniz?

Karar sizin…

Şimdi gelelim bugüne. Olay iyiden iyiye zıvanadan çıkartıldı. 197 gün sonra yakalanan Cem G. üzerine saatlerce, günlerce konuşuldu. Yine ortalıkta saçma sapan senaryolar dolaşmaya başladı. Aslında durum habercilikten çıktı biraz magazinsel biraz,kurgusal bir duruma dönüştü. En iyi örneklerinden birine de dün Fox TV’de izlediğim haber ile şahit oldum. Haber özetle şundan bahsediyordu. Münevver karabulut cinayetinin sırrı 17 de gizliymiş.

23 adında güzel bir korku filmi vardı. Adamın yaşamındaki herşey 23 sayısına denk geliyordu. İşte bizim süpersonik habercilerimiz bu filmden feyz almışlar ve bu cinayetin şifrelerinin 17 sayısında saklı olduğunu öne sürüyorlar. Bu teoriyi çürütmeye gerek bile yok. Üstüne tartışmak bile haberde söylenenlere bir parça da olsa değer vermek anlamına gelmektedir.  O nedenden ötürü yorumu size bırakıyorum.

Ben artık televizyonda böyle şeylerle karşılaşmaktan çok sıkılmaya başladım. Birileri bunun önüne geçmeli, seviyeli habercilik yapılmalı, doğaüstü senaryolar üretilmemeli ve en önemlisi hiçbir haberin suyu çıkartılmamalı.  Bunları sadece bu cinayet haberlerinde gördüğüm için söylemiyorum. Son zamanlarda tüm yazılı ve görsel basın kendini saçma sapan bir yola sokmuş, o yolda kafasına göre iş yapmakta. Yaptıkları işleri de bize yutturmak için türlü türlü oyunlar sergilemektedirler.

****

Kutsal bilgi kaynağından bir alıntı.  linki de burda

bence bu atatürk düşmanı olmakla suçlanan insanların ekserisi atatürk’ten değil de atatürkçü olup da saçmalayan tiplerden nefret ediyor.

atatürk’ün hayatını analiz ettiğinde hata ve kusurlarını sayabilirsin ama sonuçta başardıklarına da saygı duyarsın. fakat şu ortamda atatürkçüyüm ben diye geçinip her önüne gelene küfreden, ülkeyi yalnızca kendisinin sayan, durmadan diğer insanları aşağılayan, kendisiyle farklı fikirde olan herkesi vatan haini ilan eden cahil cühela kesimi ile uğraşmaktan bazen kantarın topuzu kaçıyor gerçekten.

bu ülkede atatürk’ten ciddi ve içten bir şekilde nefret eden adam azınlıktadır. yok demiyorum, varlar ama azdır. insanları çoğunlukla çileden çıkartan atatürk değil atatürkçüyüm diye ortada gezen tipler ve onların tavırları. bazen onlar o kadar iç bayıyorlar ki onlara karşı oluşan tiksintiden atatürk’de payını alıyor.

bunun da ötesinde “hiç bir türkiye cumhuriyeti vatandaşı da atatürk’ü sevmek zorunda değildir, buna da zorlanamaz.” isteyen nefret de edebilir. ne hardkor atatürkçülerin ne de devletin bu konuda yapabileceği bir şey yok. bu ülkede vatandaş olmanın şartı atatürk’ü sevmekten geçmiyor. doğdun, yedin, çalıştın, kazandın. bu ülkenin vatandaşı oluyorsun. öyle şartlı vatandaşlık falan martavalı olmaz. demokrasi var bu ülkede diyorsan ve bunun kemalist düzenin bir parçası olduğunu iddia ediyorsan (ki aslında biliyoruz kemalist fikir sistemi demokrasiden nefret ediyor) bunu kabulleneceksin ilk başta.

daha da ötesi hiç bir vatandaş doğuştan “kemalist” olmak zorunda değil. sonradan da olmak zorunda değil. isteyen istediği düzene inanır, istediği ideolojiyi takip eder, talep eder, gerekirse oyunu da o yönde atar.

laik, demokratik hukuk devleti olmanın “olmazsa olmaz şartı” kemalizm falan değildir. onlarca kemalist olmayan bu tarz demokrasiler var. atatürk keşfetmedi yani bu konsepti, tek yolu da kemalizm değil.

hatta tam tersi kemalist düşüncenin şu anda gelmiş olduğu noktada bu ülkenin ne laik, ne demokratik ne de hukuk devleti olma şansı var. olmuyor işte 80 sene geçmiş hala geldiğimiz yer ortada.

kemalist düşüncenin demokrasiye ve demokratik düşünceye karşı direnci, hastalıklı milliyetçi yapısı, azınlıklara karşı gösterdiği tutum, çoktan çağın gerisinde kalmış o altı ok hikayeleri falan ile bu ülke ilerleyemiyor. zaten son 30 senedir sırtımızda taşıyorduk bu yükü, şimdi de bu içine düştüğümüz çarpık devlet yapısından ve anayasadan nasıl kurtulacağız mevzusu bu. ortada onun kavgası dönüyor.

neyse ki bu işler bitiyor artık. önümüzdeki 5-10 senede ülkenin atatürk algısı ciddi anlamda değişecek, rafine olacak. zamanla da daha “insan” bir atatürk’ümüz olacak. şimdi bu atatürkçülerin kafasındaki yarı peygamber, hata yapmayan, eleştirilemez bir varlık. 10 sene sonra insana dönüşecek. o zaman rahatlayacağız.

bak aklı kıt olanlar için tekrar yazıyorum :

kemalist düzeni ve atatürk’ü eleştirenlerin ufak bir kısmı ondan nefret ediyor. nefret edilen taşkafalı kemalistlerdir. hedefi şaşırtmayın.

İncelemeyi sadece temiz bir alıcı olduğum için ve benden sonra almak isteyenler olur diye kaynak oluşturması bakımından yapıyorum.  Bir ay içerisinde bir tane 320 gb bir tane de 120 gb HDD yi parçaladıktan ve arşivimi içerisinde bıraktıktan sonra yeni bir harici disk arayışına girdim. Önceki harddiskleri alırken yaptığım acemiliği bunda yapmamayı planlıyorum. O yüzden ilkten ufak fakat derin bir araştırmaya koyuldum.

İlk olarak ihtiyaçlarımı ve aradığım özellikleri belirledim.

  1. Alacağım HDD kapasitesi yüksek olmalı. O kadar film, müzik, resim dosyalarını nereye sığdırmayı planlıyorum. Tabi ki bu HDD’in içine. su içinde 500 gb lik bir alana ihtiyacım olduğunu tespit ettim.
  2. HDD hızlı transfer yapmalı. Beni transfer sırasında kanser etmemeli.
  3. Dayanıklı olmalı. Burdaki kastım duvardan duvara vurunca bakalım ne oluyor gibi bir dayanıklılık değil. Sadece küçük şımarık cadde kızları gibi narin olmasın. Biraz kadırgalı seda ablasına çeksin. Dayansın şiddete.
  4. Boyut önemli değildir. Asıl ihtiyacım olan şey GB olduğu için 3,5″ olmasıyla 2,0″ olması arasında pek bir fark yok .
  5. Taşınabilir olmasının yanında gömülebilir olması önemlidir.
  6. Elektrik kablosuyla uğraşamam mümkünse usb olsun. Bu kriterin üstte saydığım kriterlerden bazılarını ezip geçtiğini biliyorum fakat neden olmasın. Hem cam kenarı hem yanyana olsun istiyorum ben.

Bu özellikler dahilinde şeçtiğim HDD leri test edip ona göre karar vereceğim.

Devamı ‘HDD incelemesi’

Yine bu sel felaketi ile ilgili yazı yazıyorum fakat okuduğum şeyler beni “hadi beee” seviyesine getirdiği için söylemem gereken bazı sözler var. Felaket yaşandığından beri hükümet kanadından garip garip açıklamalar gelmeye başladı.

İlk bomba Başbakan Bey’den geldi ve dedi ki “Dere intikamını alır.” Tabi başbakanım dere intikamını aldı. Ama biliyorsun ki bu millette intikam alır onun için her felaketten sonra bu halka çamur atma huyundan vazgeç. Sana ne oldu anlamadık eskiden iyi kötü doğruya yakın şeyler söylemeyi başarırdın. İyice zıvanadan çıktın.

İkinci bomba İstanbul’un valisinden geldi. “Sel felaketi geçmedi. Allah bizi korusun.” Aman paşam siz saraydan çıkmayın size hiçbirşey olmaz. Ama evinizde jakuziye falan girmeyeniz. Mazallah boğulursunuz falan sonra kim uğraşacak o olayla.

Bir de aklı başında dediğimiz fakat aklı izne çıkmış bir kültür bakanının sözleri var. “‘Silivri’den Gebze’ye kadar bütün bu alanı İstanbul saymak ne kadar doğrudur?”  Gelde eleştir bu lafı. Lafın içeriğinden çok  zamanlaması çok ters oldu be kültürlü bakanım. Bana kalsa bencede sadece tarihi yarım ada istanbul sayılmalı. Hatta biz size o tarihi yarım adada bi köşk verelim sizde yeni fatih ilan edin kendinizi olur mu ?

Allah bu felaketten zarar gören herkese yardım etsin. Zaten görünen o ki ondan başkası yardım etmeyecek.

Bugün ortalığı sel götürdü ama o yağmacı zihniyetimizi alıp götüremedi. Bu türler felaket sonrasını sabırsızlıkla bekliyorlar. Pusuya yatıyorlar sağlam bir köşede sonrasında avlanmaya çıkıyorlar. Yavrucuğum öyle akıllı ki yağmur suyundan malları kurtarmak adına bir şemsiye tutuyor elinde. Teşkilat hazır. Allahın adamı bu işe yorduğun aklı orda su içinde cebelleşen insanları kurtarmada kullansanda birkaç hayat kurtulsa olmaz mı. Tabi evinin bir köşesinde duracak 84 parça yemek takımı seni daha mutlu edecek.

Bir de yağmalamada sınır tanımayanlar var. Kadının birinin elinde koli bandı gördüm. Eh bee anam babam nerene sokacaksın o bantı. Onun durumu biraz neye niyet neye kısmet olmuş. Eve gidince o yemek takımını alamadığı için dizini dövecektir kesinlikle. Bunun yanında hayırsever vatandaşlarımızda yok değil. Bir kargo aracından av tüfekleri dökülüyor, millet işe koyuluyor o sırada polis geliyor fakat “hayırsever” vatandaş hemen savunmaya geçiyor. ” Ben de size verecektim zaten amirim.” yemezler malım, yemezler.

Bu olaylar arasında 31 kişi can verdi. yüzbinlerce lira maddi zarar var. Sorumlu kim ? Doğal afette sorumlu aranmaz ey hayt.  Şimdi o sürgülü kapısı olmayan kasasında 7 kişiyi sersefil şekilde taşıyan, taşıtan insanlar sorumlu değil mi. Direk sorumlu yerel yönetim mi? Bu basit,ucuz eleştirileri bir kenara bırakalım.  Kuru götlerinizle böyle ufak ayar vermelere kalkışmayın derim ben size.

Hepsi birden verilmiş.

1- Eroin 2- Haşhaş 3- LSD 4- Kokain 5- Alkol 6- Valium 7-Extacy 8- Bali 9- Absinth 10- Hepsi birlikte

Benim favorim 7 nümero.

Yaz bitti gönül telleri de yaşam telleri de gerildi. Artık kendimizi kışın götüm götüm soğuklarına hazırlama vaktidir. Artık yazın o sallanmayan yaprakları geçmişte kaldı. O yeşillenen ağaçlar yeniden bok rengine dönmeye başladı. Ya da başlayacak işte ne bileyim.

Artık bir seneyi geçmiş son haliyle bu blogta yazmamın üstünden. Hoş toplamda 2007 den beri sahibiyim bu alanın fakat badireleri son bir yılda kazasız belasız atlatır olduk. Yine vatandaşı hiç alakadar etmeyen konular üzerinde durmaktayım. Allah kahretsin derin mevzulara girersek çıkamayız mazallah işin içinden.

Son zamanlarda nelerle karşılaşıyorum bari onlardan bahsedeyim.

  • Hepimizin gözüne takılan şu kürt meselesinden gelinen şu noktaya çok güler oldum. Bu şarkı dtp den sizin için geliyor. “Pekeke li militanlar dağa çıksın ağaç diksin cezalarını da böyle tamamlasınlar.”  o bölgedeki dagları tam tanıyamamışlar bu vesile ile karış karış ne var ne yok bilsinler. Süper fikir.
  • Münevver K. cinayetinin üzerinden aylar aylar geçti. Baba delirdi oğul babayı terketti. Cem G. gariboğlu hala göt gezdiriyor.  Ama çember daralıyor. Bilmeyenler için  benden geliyor “çemberin iç açıları toplamı 360 dicem fakat yerine ve çemberine göre değişir.
  • İnternet dünyası yeni bir canavar ile karşı karşıya. Friendfeed ve twitter ne kadar hoş aktiviteler olsalarda bir o kadar sakıncalı aktiviteler. Adamı dinden imandan çıkarırlar. Yok yok şaka hepsini seviyoruz. Sertabı da her daim görmek isteriz oralarda. Erdil ile selçuk geldi diye arayı soğuttu bayaa. Olmuyor ama sertabcığımmm.
  • Meraklı abla kardeşlerin reklam müziklerine(cingıl) bayıldım. Mucizevi bir program sayesinde istediğime ulaştım. Kutluyorum o abla kardeşi,  güzel ağız oynatmışlar. Hiç belli olmuyor Merak ederim neden?
  • Teknosohbet izlemek hala bünyeme iyi geliyor. Bakalım nereye kadar böyle gidecek.

Bu kadarlık gündemle yaşıyorum işte. Merak edilecek birşey yok.

-zaman altına pisleyip  üstüne oturma zamanı değil.

- marşafaya suları doldurup doldurup, bereketiyle pisliği yok etme zamanıdır.

– gaza geldin mi lan koyu bilal ?

+ ne gazı lan . midem kalktı.

– hadi o zaman. sen de ayağı kalk.

Yaran diyaloglardan sadece bir tanesi fakat favorim.