Ne kadar yaygın bir içerik yönetim sistemi olduğunu zaten bildiğimiz wordpress alt yapısını kullanan 25 tane kalburüstü site şurada verilmiş. Gerçekten wordpress ile neler yapabileceğimizi görüyoruz.
Kısa keselim seni seviyoruz wordpress.
Weblog
Ne kadar yaygın bir içerik yönetim sistemi olduğunu zaten bildiğimiz wordpress alt yapısını kullanan 25 tane kalburüstü site şurada verilmiş. Gerçekten wordpress ile neler yapabileceğimizi görüyoruz.
Kısa keselim seni seviyoruz wordpress.
Bizim futbol takımlarımızın ne kadar çok parası varmış böyle. Memleketlerinde euro tarlaları var heralde ordan kesip kesip dağıtıyorlar. Milliyette okuduğum haber ismail köybaşı için beşiktaş’ın 6,5 milyon dolar ve iki futbolcu verdiği söylüyordu. Gerçekten vermiş, elleri bile titrememiş verirken o parayı. Parayı bir kenara koyalım üstüne iki adet futbolcu vereceklermiş ve bunlarında serdar kurtuluş ve zapo olduğu söyleniyor.
El insaf. o iki futbolcuyu bugün satmaya kalksan 3 milyon euro para eder. Bu durumda o köybaşının fiyatı 10 milyon dolara fırlıyor. Elemanı baştan aşağı altın kaplamalı olarak alıyorlar heralde.
O kadar parayı o oyuncu için verebiliyorsunuz madem bir stad yapın bir yatırım yapın. Biz bir sene daha ibrahim üzülmez izleriz bizim için problem teşkil etmiyor. Senelerdir kör topal idare ediyoruz o topçuyu.
Lostun hiçbir soruyu cevaplamaması führeri çıldırtmış olsa gerek. Youtube olmayanlar için ktunnel var. Ama bu saatten sonra da youtube u olmayan varsa bu komediden mahrum kalsınlar. Artık Kapalı youtube mu olur.
Gevşemeye ve ıslanmaya başladığımız dönemler artık kendini üzerimizde fazlasıyla hissettirmeye başladı. Bu dönemler atlatılası dönemler olarak geliyor bana. Çünkü çocukluğumdan beri soğuktan korunmanın yolunu kolayca bulabiliyordum. Fakat sıcaktan korunmanın yolu o kadar kolay bulunmuyordu. Soğuktan korunmak adına evde giysi anlamında neyin var neyin yok üstüne giyersin. Bu şekilde de ısınmayı başarırsın ve bu da doğrudan maliyetli bir yöntem sayılmaz.
Yazın ise ne yapacağımızı şaşırmış vaziyette etrafta dolaşmaktayız. Serinlemenin yolu bu sefer elbiselerden geçmiyor. Eğer serinlemek istiyorsak bir vantilatöre veya bir klimaya ihtiyacımız olacak .Bu da doğrudan maliyetli birşey.
Kış ile yaz arasındaki bu farktan dolayı yazın ışığını kar yağmış bir şehrinde ısısını seviyorum. Daha başka ne isteyebilirim ki.
Michael a gelince birkaç dinlemişliğim var. Öyle çok idolümdü bayılırdım triplerine de girmeyeceğim çünkü ciddi anlamda çok az tanırdım. Hiç merakım olmadı o insana. Son dönemdeki sansasyonlarından dolayı biraz ilgilenir gibi oldum. Bu seferde o öldü. Nasip değilmiş. Allah rahmet eylesin diyelim Elden birşey gelmez.
Ancak buradan beyaz halindeyken ender düzgün çıktığı fotolardan birini yayınlayarak onu anabilirim.
Ben daha çok sınavlarımın bittiğine seviniyorum. Başka birşeyle ilgilenmeyi de istemiyorum. Artık Tatil forever diyorum fakat işler yoğun onları kime yıksam diye düşünüyorum.
Kendileri web sitelerine ftp üzerinden bulaşan ve uzun süredir benimde başıma tebelleş olan bir virüstür. Kendileri bilgisayarınıza gire ve saklanır. Daha sonra websitenize yeni datalar yüklemek için ftp hesabınızı açtığınızda kendileri kullanıcı adı ve şifreyi hafızasına alıp bu ftp bilgileri üzerinden sitenizin index dosyalarına acayip acayip sitelerin linklerini gizler. Neye hizmet ettiğini çözemediğim bu iframe virüslerinden kurtuluşun yolu devamlı surette virüs taraması yapmaktan ve ftp şifrenizi gün be gün değiştirmekten geçiyor. Hatta şu yöntem benim kullandığım bir yöntem; bir kere girdiğiniz ftp şifresiyle bir başka sefer girmeyin. Hemen girin cpanel veya plesk panele şifrenizi yenileyin.
Ya da güzel bir virüs programıyla agent ve .exe uzantılı dosyaları pc nizden temizleyin. Bu yöntemle de iframe virüsünden kurtulmuş olursunuz.
Yokum hayat. Hiç olmadım. Olmamaya da devam edeceğim. Akla ilk gelen şeylerin olmadığını söyleyip konuşmaya devam ediyorum. Gençlik çağlarımda yani şu liseden üniversiteye uzanan ve üniversitenin bir iki yılına sirayet eden dönemde kendimi bir trende takipçisi olarak nitelendiriyordum. Nerde moda olan birşey, nerde etiketi olan birşey var direk benim üstümdeydi. Tabi o zamanlar ekmek elden su gölden dönemleriydi. Bir dediğimiz iki edilmemeye çalışılıyordu.
Üniversiteyi il dışında okumanın verdiği bir cesaretle ve aynı zamanda okuduğum bölümün zihni yapıma kazandırdıkları ile birlikte “artık yürüme vaktidir.” tribine girdim. Bu dönemde çok kitap okuyan dış görünüşüne çok önem vermeyen kısaca toplumun yaftası olan berduş bir insanı oynuyordum. Aslında okuduğum yerde burjuva çocuğunu oynuyordum. Özel bir yurtta tek kişilik bir odada kalıyordum. İstanbul’da ise berduş tribinde oluyordum. Ve o dönemlerin bana öğrettiği şey hayatı optimum seviyede yaşamaktı. Bana bütün kitapların söylediği o hayatı maksimumda yaşamalısın yalanına hiç inanmadım. Çünkü yoktu öyle bir durumum. Maksimuma çıkmak için bir süre minimumda yaşaman gerekir. Ve bu devinimsel bir süreçten ibarettir. Bir zaman maksimum olursun. Daha sonra yavaş yavaş normal seviyeye inersin çünkü senden de maksimum yaşayanlar vardır. O Yüzden maksimum bir süre sonra normalin altına inecektir. Tekrar yukarı çıkmak adına yine bir minimum yaşam süreceksin. En temizi basit olanı çünkü en güvenlisi o.
İşte dünya görüşümün minik bir kısmını bunlar oluşturuyor. Başlığa ve başa dönecek olursak söylemek istediğim anlatmak istediğim sadece toplumun var olan değer yargılarına yokum. Herkesin normal gördüğü bazı şeyler bana normal gelmiyor. Ben nedense toplumun geneli gibi düşünmüyorum. Örneğin ben varmısın yokmusunda 60 bin liralık teklife yokum diye o arkadaşlarla aynı nefesi soluduğum için bazen üzülüyorum. Varmısın yokmusun gibi bir televizyon programının yayınlandığı bir ülkede yaşadığım içinde, seda sayanlı pepsi reklamının yönetmeniyle ve proje koordinatörüyle aynı topraklarda yaşadığım içinde bazen durup düşünüyor ve intihara meyillenesim geliyor.
Bu yazıyı bir bütün halde buraya kadar getirebildim. Başka uğraşlara daldığım için koptum gittim. Bu nedenden ötürü bu yazıyı bir dizi yazıya çeviriyorum. Okuyan devamını da beklesin.
Beklemezse yahoo diye bir site mynet diye bir site hatta ve hatta friendfeed diye bir site var gitsin orda takılsın. Eğer toplumun geneline hitap eden birileri okuyorsa onlar ensonhaberi okusun.
Bir haftadır hergün en az iki saatliğine uğruyorum. Hiç sevmiyorum fakat değerli dost, güzel insan ersin kepir 1 hafta kadar önce babasına karaciğerini vermek için bir ameliyat geçirdi. Bu nedenden ötürü şu an özel hastanelerden bir tanesinde yatmakta.
Şimdi gününüm belli bir dönemini orada geçirdiğim ve yaşanan olaylara az biraz tanıklık ettiğimden içimdekileri dökmek istedim. Bir an başbakanın tüm vatandaşlarım istedikleri hastane de ücretsiz bir biçimde tedavi olabileceğini söylediği zaman gözümün önüne geldi. Başbakanım sizi şöyle istanbul şişliye doğru alalım. Hastanelerin birer ticarethane dönüştüğünü artık biliyoruz fakat burada gördüklerim çok farklı uygulamalar içeriyor.
Daha önceden tecrübe ettiğim “kurum farkı” denilen olay burda da karşımıza çıktı. Hadi ona ses çıkartmadık. Bildiğimiz birşey zararlı değildir diye elleşmedik. Peki diğer şeyleri nasıl yutkunacaz. Örneğin;
temizlikçilerin günde 3 posta çöpleri dökmesinin faturaya yansımasını
hasta için toplanan heyet için alınan parayı
hasta bakıcısının yaptığı masrafların en ince ayrıntısına kadar faturaya eklenmesini
hariçten gelen eczacıların ilaçlarını sanki hayat memat meselesine dönüştürerek satmaları
dahasını ilerleyen günlerde ilave ederim. Çünkü emin olun bunlardan daha komik şeylerde var.
İşte bunlar mide bulandıran şeyler. Ve bir ülkede en çok ihtiyaç duyulacak olan kurumlardan biri olan hastanelere lanet okunmasına sebebiyet veren şeyler.
En yakın zamanda kardeşim Ersin ve babası mustafa amca en kısa sürede sağlıklarına kavuşurlar ve oradan kurtulurlar. Başbakanım bunları da duy ve artık şu sosyal sağlık sistemine bir çare bul, onu bir şekle sokun. Sosyal devlet diye yırtıyorsunuz. O zaman elinizi görelim. Bize neler sağlayacağınızı görelim.
Bu arada burada bahsedilen özellikle seçilmiş bir özel hastane değildir. Birden fazla özel hastanede hasta yakınlarım olduğundan hepsinin ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Herkesin şu lafına da inanmıyorum “ssk da tedavi olacağıma özel hastanenin kapısında ölürüm daha iyi”. Hadi buyrun sizi bir içeri alalım kapıda kalmayın.
Yaz sezonu geçmişte pazar gecesi paparazzi programlarının sezonuydu. o devir kapandı derken başka bir devir açıldı. Artık yaz sezonunda bütün gün boyunca kim hangi takıma transfer olmuş, kim kime gol atmış, kim beşiktaşlıyım diyip sivasspora gitmiş bunları dinliyoruz. Yeter artık bu milletin çektiği yaz günü fresh fresh takılmak isteyenleri bir rahatsız etmeyin.
Bu arada yeni bir haber okudum olmaz böyle şey yoksa rüyamı