menü

Monthly Archive for April, 2009

Arşiv sayfası oluşturmak için geliştirilmiş güzel bir eklenti. Şuradan bakıp inceleyebileceğiniz, Şuradan da indirebileceğiniz eklentinin demosunu da arşiv sayfasına tıklayıp görebilirsiniz.

Daha önce birkaç blogta görüp beğendikten sonra yazıp yaymak makbule geçer diye düşündüm. Eğer arşivinize güveniyorsanız, bakın deneyin.

Evet dün gece rüyamda ergenekon operasyonunu gördüm. Sabah kalktığımda hala şaşkınlığımı atamıyordum.

Rüyada sadece ergenekonu değil üç dört defa babama yakalıyordum. Hayatımda ağzıma içki sürmedim. Dün rüyamda tam içiyorum babam karşıma çıkıyor, ben bardağı elimden atıyorum. Bir başka yerde yine aynı şekilde babamı görüyorum. Hemen başka bir yere sallıyorum bardağı. Hiç yakalanmadım ne hikmetse.

Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınanları görüyorum rüyamda. Böyle birşey var mı yahu. Ben emniyetin önünde duruyorum. Çok önemli isimler gözaltına alınıyor. Bir tanesini çok iyi hatırlıyorum. O kişi Kemal Kılıçdaroğlu. Çok ciddi biçimde kemali gördüm rüyamda. Tek eli kelepçeli fakat kelepçenin diğer ucu boştaydı.

Yine bir başka çok önemli şahsiyeti gördüm. Ona da çok şaşırmıştım. Bunu nasıl içeri alırlar yahu. Bu adamın ne alakası var bu işlerle diye. Hoş kemali görünce de çok büyük bir dumur yaşamadım değil hani.

Rüyada ergenekon görmek neye işarettir acep. Kıçın başın açıkta kalmasıyla alakası ne olabilir? Başkaları acaba rüyasında böyle şeyler görüyor mu?

Bütün bu soruların cevabını umarım birgün bulurum.

Ne olduğunu bilmeden ne işe yaradığını çözmeden sosyal ağlara abone olan insanlardan bıkkınlık geldi. Benimde içinde bulunduğum sosyal ağlardan birçoğu saptırılmış durumda. Geçen birkaç yazımda yine bu durumdan bahsetmiştim. Bu sefer hadise twitterde cereyan etti. Twitter bildiğin o anda ne yaptığını o ağı kullananlara yaymak hedefiyle yola çıkmış bir sosyal ağ olarak bilinmektedir. Yanlış biliyorsam beni de düzeltin.

Ben twittere girdiğimde o an içinde bulunduğum durumu yazmak istediğimde follow ettiğim insanların orda stumblecılığa soyunduğunu gördüğümde ben buraya neden kendi ruh halimle ilgili birşey yazayım ki durumuna geliyorum.

Artık hiçbir sosyal ağı kullanmak gelmiyor içimden. Ne facebook, ne twitter, ne friendfeed, ne başka bir sosyal ağ.

Zor günlerden geçiyorum. Ya da ben hiç zor görmedim bilmiyorum. Ya da neyse ben bu yazıyı da kısa keseyim hemen yatağa gireyim.

Siyasetten uzak kaldığımı düşünüyorum. Arkadaşlarımı dostlarımı özlediğimi düşünüyorum. Bazı görevlerimi yerine getirmediğimi düşünüyorum.

Bazen ben insanmıyım diye düşünüyorum.  Ama sonra hepsini koyveriyorum. Gelen hoş geliyor. Herkes, herşey kabulümdür diyor ve devam ediyorum.

Bu yazının anlamını sorgulayacak arkadaşa edit: yok öyle birşey

İşte tam şurada stumble ile rastladığım yazıda dünyadaki kral & kraliçelerin yaşadıkları mekanları sıralamışlar. Bunlar bu mekanların yüzde kaçını biliyorlardır. Kim gezer be o kadar odayı bilmem neyi.

Cennet ile cehennem arasında bir yer varya orası nereye düşüyor biri bana söylesinde yaşamımın geri kalanını orda geçireyim. Böylece ne cenneti ne cehennemi görmüş olurum.
Neden böyle düşünüyorum. Çünkü bugün ikisini birden yaşadım. Akşam ofisten çıktıktan sonra değerli dost çiğdem ile karşı tarafa geçtim. Kalamışta oturdum kahve içtim ve kafama hiçbir haltı getirmedim. Aklımdan yarın vermem gereken fakat hala eksikleri olan işi bile düşünmedim. Yaptığım işi iyi yapamadığımı bile düşünmedim. İşe yaramaz bir adam olduğumu da düşünmedim. Hiçbirşeyi düşünmediğim yer cennet olsa gerekti. Ben yarım saatliğine de olsa cenneti yaşadığımı düşündüm.

Eve döndüğümde ise nelerle karşılacağımı tahmin edemedim. Bir lafları yetti bütün dünyamın alt üst olmasına. Zaten laflarına çok dayanmıştım. Artık yeter demenin vakti gelmişti. Üstüme geldikçe geldiler. Çok zoruma gitti söylenenler.

Cehennemi yaşattılar iki dakikalığına.

Peki şimdi ne olacak sabaha kadar iş yapmam gerekiyor ama gecenin bir vakti yiyeceğim zılgıtı kaldıramayacağımdan yatıyorum ve yarın erkenden kalkmayı umuyorum. 7 den 12 ye web sitesi yapılacak, mailing yenilecek, tarama yapılacak.Ama ilk olarak bilgisayara format atılacak.

Şimdi biri söylesin araf ne taraf? oraya gitmek için hangi yolu kullanmalıyım.

Otobüs maceralarında gördüğüm bir yazıyı aynen aktarmak isterim. Aynı düşüncelere sahip olduğum yazarın emeğine sağlık diyorum.

http://otobusmaceralari.wordpress.com/2009/04/14/metrobus-keyfi/

Böyle kilometrelerce uzanan trafiğin yanından metrobüsle geçerken trafiktekilere “yıh yıh yıh” diye gülmek, baş parmağımı burnuma koymak suretiyle nanik yapmak, hatta pankart açıp “Öküz Trene, Sen Metrobüse” demek istiyorum sevgili yolcular. (Bu arada metrobüs bomboştu)

Bu videomu iki adımlık yere arabasıyla giden, trafiğe sırf şamata olsun diye çıkan, bu sabah sıcağın altında trafiğe takılan ehli keyf şoferlere armağan ediyorum:)

Affedin beni.

Teknik, büyü ile birleşince böyle birşey ortaya çıkıyor. Özellikle hedefi vurduğundaki tepki çok hoş. “Bana böyle şeylerle gelmeyin.” der gibi .

Bir fikir aklıma geldi. Dünya böyle olsa nasıl olur diye düşündüm bir an. Şöyle birşey; sevdiğiniz arkadaşlarınızla yapmak istediğiniz şeyi düşünün. En sevdiğinize, en yakınınıza, dostunuza sizinle yapmaktan hoşlandığı şeyi sorun. Cevabı aldıktan sonra o dostunuzla o şeyi yapmaya maksimum zaman ayırın. Belki daha mutlu bir yaşamınız olur.

Örnek;
x: benimle en çok ne yapmaktan hoşlanırsın.
y: umarsızca konuşmak ve tartışmak.

Bu cevaptan sonra o kişiyle bu aktiviteyi gerçekleştirmek için elinizden gelen çabayı verin.
Bunu tüm arkadaşlarınız üzerinde deneyin. Ben denemeye başlıyorum bu yazı ile. Beni sevenler bana ulaşsın ve soruya cevap versin.Benimle yapmaktan en çok hoşlandığınız şey nedir?

Kevin garnett ve david beckhamın iddiası. Ama beckhamında yaptıgı da insafsızlık yahu…