Biz Taksimi Neden Severiz ?

İstanbulun en gözde mekanlarının başını çeker taksim. Hergün her saat doludur. Her zaman cıvıl cıvıldır. Her zaman her türden insana rastlayabilme ihtimaliniz vardır. istiklalde bir tur atmak her insana ayrı bir zevk verir. hatta burada bir yerde oturup birşeyler içmek zevk katsayımızı arttırır.

Taksim herşeyi içinde barındırabilen bir cumhuriyet gibidir. Burger kingin önünde bekleyen onlarca insan. Kızılkayalardan ıslak hamburger yiyen onlarca insan. cadde üzerinde yürüyen onlarca değil yüzlerce, binlerce insan. İstiklali Nil nehri gibi ikiye bölen tranwayın içindeki onlarca insan ve asılı bir şekilde gitmeye çalışan birkaç insan. kafelerinde restoranlarında, sinemalarında ,bankalarında takılan yüzlerce insan.  Bu söylediklerim bir ortamın o şehrin kalbi olmasına etki edebilecek en temel faktörler olarak sayılabilir.

Şimdi biraz da ben neden taksimi seviyorum ona geleyim. Ben üstte saydığım nedenlerin yanında artı  birkaç unsurdan dolayı taksimi çok seviyorum. Hem okuduğum okulun orda olması nedeniyle. (beykent üniversitesi- sosyal bilimler enstitüsü ) bunun yanında hangi dakika kiminle karşılacağınızı bilmiyorsunuz. Bunu Şöhret sahibi kişiler olarak kısıtlıyorum tabi ki…

Örneklere geçersek. İki gün önce okuldan çıktım. Eve dönüş yolunda -daha okulun önündeyken- bir zamanlar oto gargarada izlediğimiz, daha sonra bir demet tiyatronun -takti abiciiim- babası yurt dışında olan öğrencisi ve aklıma gelen filmlerinden biri de yazı tura… Olgun Şimşek yanımdan geçti bir anda. işin garip tarafı o kadar sevdiğim bir sanatçının kimse tarafından çevirilmeden yoluna devam edebiliyor olması. yani ani bir bakışla tanımıyorlar. ya da burada böyle bir davranış hakim. o da bizim gibi insan  niye salya sümük üstüne atliyim.

İkinci olarak gördüğüm insan şarkılarını severek, inadına dinlediğim şarkıcı kişisi Levent yüksel. Babayı hergün bir defa dinlemeden edemem, öyle severim.  herif yanımdan geçiyor. Artık bende normal karşılıyorum.

-geçer onlar arada takılırlar kafalarına göre moduna girmiş durumdayım.

bunun yanında beklediğimden daha da uzun olan tuğçe kazaz da gözlerime takılanlardan. güzel bir bayan fakat uzun…

ve devrim arabalarının yönetmeni… onunda salonda bulunduğu bir seansta o filme gittim. burdan herkese yalvarmak istiyorum. gidin o filme, gidin arkadaşlarınızı peşinizden sürükleyin, onlar için para biriktirin, biriktirelim.  herkese gitsin.

önemli bir film. Gerçekten.  bu özelliğinin yanı sıra, filmde oyunculuk, senaryo, kurgu, yönetmenlik, çekim, falan filan da çok güzel olmuş. Söylemeden edemeyeceğim. vahide gördüm bir ayrı güzel durmuş o filmde. hele o saçlarıyla aynı renk kıyafetiyle çektikleri sahne de çok güzeldi.

Taksim seni sebepsiz seviyoruz, seveceğiz, sevdireceğiz. bir de şu starbucksları bünyende barındırmasan.

Yazıya Yapılmış Yorumlar


  1. 1 Erdal ERDOGDU ; November 16, 2008 saat 4:06 pm

    bazen insana yalnızlık ağır gelir, bilir nefes alıp vermesini ama veremez hale gelir, o zaman vurur kendini sokaklara ve kaybolmak ister, 15 milyonluk bir şehirde tanımadığı insanların içine atar… tanımadığı ama kendisiyle aynı şeyi yapan insanları görür. Yalnızdır ama kalabalık unutturur ona bunu, ki mi zaman ara sokaktan gelen bir gitar sesi ki mi zaman bir mendilci cocuk alır yalnızlığını taksimde…taksim bizden habersiz olsa da biz severiz onu…

Yorumla