Şu internetteki reklamlara hastayım, ne biliyim google adsense reklam store daha sonra adklik bir mynet hizmeti
Özellkle bunların resimli, müzikli, videolu yani genel olarak görsel olanları bugün dikkatimi çekti. yakuterden rastgele yazıyı indiriyordum -kendim için değil başka biri için- blinkonun bir reklamın “bul karayı al parayı” cinsi birşey sana soru soruyor doğru cevaplar vererek kontörlerin sahibi oluyorsun.
Ben doğduğum günden beri hiç inanmadım bedava birşeylerin dağıtılmasına, hoş bugünden sonra da fikrim değişmeyecek.
Gelelim zeka küpü reklam yaratıcılarının son harikasına. “aşağıdakilerden hangisi yabancı bir sarkıcıdır.”
-hanım koş hatta birkaç kişiye çağır ki ancak çözeriz bi bunu…
şıkları veriyor ulu bilgisayar. a- ricky martin b- sezen aksu c- tarkan d- ankaralı turgut…
inadına ankaralı turgut dedim. çünkü bana çok yabancı bir arkadaş… bekliyorum beni kovsun yuh desin çüş desin. Ama o da ne, öyle birşey oldu ki. şık silindi ve hakkın devam ediyor. -inadında tarkan dedim. dünyaca ünlü olmak istiyor fala onu yabancı gibi gösterim prim yaptırmak gerek diye düşündüm. Ahanda yine şık silindi. Şansım devam ediyor. Bu bir işaret olmalı. Son olarak evden çıkmadığı için kendisini yabancı olmakla yaftalamak adına inadına sezen aksu dedim. Ve yine Aynı sonuç.
Yani bu program kendini yırtıyor kontörleri vermek için. Bu kadar olur diyoruz. Ve bunu düşünen uygulayan hayata geçiren zihniyete sesleniyorum…
Arkadaşlar illa ki kontör dağıtacaksanız. gelin Rami yenimahalleye, kontörsüzlükten intahara meyilli arkadaşları kurtarın.
Ekşi’de yazan çok sevdiğim bir arkadaşımın bir entryisini gördüm ve aynen kopyala bebeğim !
Saklanacak şeyin mahiyeti konusunda çılgınlık düzeyi saklamaktan atmaya kadar çeşitlilik gösterebilir.
örneğin sigara içtiğinizi anneniz saklamaz, hemen babanıza yetiştirir. buradan da anlaşılacağı gibi anneler sorumluluk alanına giren şeyleri saklama eğilimindedirler. örneğin çocuğun sigara içmesi, içki içmesi, annesine kötü söz söylemesi vs. babanın sorumluluk ve dolayısıyla iktidar alanına girmektedir, bu yüzden anne bu bilgileri saklamaz hemen babaya yetiştirir. bir de annelerin kendisine ıvır zıvır gelen şeyleride saklamadığı hepimiz tarafından tartışılmasız kabul edilen bir gerçektir. sözgelimi anneler çocuklarının ufak kağıtlara yazdıkları notları, yada sevgilileri tarafından onlara verilen- ki bunların kaybolması ya da baybedilmesi ayrılık sebebidir- lolipop çubuğu gibi, kendisinin gereksiz diye düşündüğü şeyleri atma eğilimi gösterir.
buna karşın anneler, temizlik bezi yapılmak üzere bütün eski atletlerinizi saklar, ayrıca meyve gibi tazeliği bir süre sonra bozulacağı bütün toplum tarafından bilinen sebzeleri kavanozlara doldurmak suretiyle saklar. ( pazarlarda bütün o meyve sebze tezgahlarının bitiminde kavanoz ve kapak satan tezgahlar vardır).
bir de annelerin çılgınca sakladıkları en iyi şey de daha önce ona karşı yaptığınız terbiyesizliklerin çetelesidir. bunlar en ufak hareketinizde yüzünüze vurulur.
not: bütün bunlara rağmen siz onun yıllar önce saklamak istediği ama saklayamadığı minik yavrususunuzdur.
Ak Bak’ın bu entrysi en beğenilenlerindenmiş. Öyle diyor ekşi aparatları.
Not: Eğer ki buraya kopyaladığım için beni mahkemeye verecek olursan tazminat davasını yalnızca manevi olarak aç ki sıkıntı yaşamayalım. Ha birde karşı dava açma hakkım var (Bkz: 2gb lik usb bellek fiyatları)
Bu ülkedeki insanlar ne zaman birbirini severek, bırakın sevmeyi en azından sayarak iş yapacaklar. Neden başkalarının yaptıkları işe “Efendim burası özgür bir ülke isteyen istediği programı yapar ve toplumun ahlaki değerlerine ters düşmedikten sonra yaptıkları işlerden kime ne !” bu şekilde bir cevap verecekler çok merak ediyorum. Tamam belki iddialı bir laf oldu. Fakat gerçekten artık şu göz kamera ışıklarının altında yaşayanlar birbirlerine neden böylesine zarar ziyan tavırlar sergiliyorlar anlamış değilim.
Şimdi gelelim hikayemize zamanın birinde çok sevilen bir taraftanda çok nefret edilen bir televizyon programcısı varmış. Bu adamın başka meziyetleri de varmış, laf sokmak gibi. Bu adamın yaşadığı toplumda popüler kültüre hizmet eden gereksiz programlarda varmış. Bu programlar o kişi ve ona benzer “meşhur” kisvesi altında takılanların hayatını evlere davetsiz misafir, akşam yemeklerine ara sıcak yaparlarmış. Bu şahış bu tür programlardan nefret eder ve bunları eleştirmekten hoşlanırmış.
-işte hikayenin en can alıcı noktası
Bir gün yine bu şahıs “bizden kaçar mı naci ? -asla kaçmaz abi! ” adlı programın muhbirleriyle takışmış.
Ama işin sonunu bilmeyerek yapmış bu hareketleri. Daha sonra programın yöneticileri düşünmüşler taşınmışlar, ve bu şahsı itin götüne sokmaya karar vermişler. Ellerindeki teknolojik imkanları seferber ederek, bu şahsı bok çuvalına sokma niyetiyle bir bölüm yayınlamışlar. Peki neler olmuş orda. Şahsın kullandığı cümleleri kesip biçerek ve sonra birbiri ardı yayınlayarak onun bütün kirli çamaşırlarını ortaya döktüklerini düşünmüşler ve mutlu olmuşlar.
Ama bu olay o şahsın hiç mi umrunda olmamış ve onu severek takip eden kitlenin o vıcık magazin programından nefret etmesine sebebiyet vermişler.
Kıssadan hisse;
itin götüne sokacam diye kendin girdin iti götüne… demek ki neymiş, her kuşun eti yenmezmiş.
Şimdi bu yazıyı okuyacak ve vak’aya mashar olan değerli okur ve okurlar. Ben düz adamın tekiyim ortadan bakarım olaylara.
not: hikayede adı geçen -kimsenin adı geçmiyor- kişiler tamamen uydurmadır. Olayı anlamakta zorluk çekerseniz. Ahanda burayı ziyaret ediniz…..
Ben bu psikolojik dünyanın davranışlara etkisine çok fazla inanan bir insan değilim. Fakat haleti ruhiyemizin farkında olarak ya da olmayarak bir yerlerde ortaya çıkıyor. Bu sıralar yaptığım işlerde olsun, yapmak istediğim hayal ettiğim işlerde olsun bir karamsarlık söz konusu…
Yaşadığım sıkıntılar kendini şu biricik, hanicik, toparcık weblogumda da kendini gösteriyor. Herkes tema ile ilgili güzel temennilerde bulunuyor, fakat kimse de demiyor ki bu grimsi memur renginin ağırlığı nerden çıktı. Ne iğrenç bir renk seçimidir. neden böyle bir renk tercih etme gereği duydun tarzı ağır eleştirilerde bulunmuyor.
Bu insanları ne kadar ilgilendiriyor bilmiyorum fekat, şu günlerdeki ruh halimin açıklaması buymuş. onun dışavurumu olarak niteleyebiliriz bu durumu, inşallah daha uygun bir renkle geri dönüş yapacağım.
Bilmeden karamsar bir yapıya bürünmüşüm. Artık bunun farkına da vardım. Hayırlara vesile olması dileğiyle güneşli yarınlar efenim…
Bugünkü yazımı beykent üniversitesinin bana bahşettiği bir el kitapçığından yola çıkarak yazıyorum. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümünden bir iki insan bir yerlerden alarak kırparak oluşturmuşlar. konu ise malum “bağımlılık”. İlk olarak bağımlılık denince akla gelen şey sigara, içki, uyuşturucu ve bunun türevleri.
kitapçığın başlarında bu tür bağımlılıkla insanların ne hale geldiği falan gösterilmeye çalışılmış. İşte ne biliyim uyuşturucudan yakalanan bir kadının her yakalandığında çekilmiş resimlerini sıraya dizince, Bir erkeği kadından soğutma yolları denenmekte. birkaç resimde yine emzikli bir ex kullanıcısı gösterilmiş niyeyse… Son olarak bir örümceğe uyuşturucu verilerek( yazık) neler olduğunu gözlemlemişler. Örümcek Ağlarının farklı uyuşturuculara göre nasıl şekil değiştirdiğini göstermek istemişler. (yorumsuz)
Uyuşturucuyu anladıkta şu sigara ile olan bölüm beni yardı geçirdi. Yüzyıllardır aynı yöntemlerle sigara bıraktırılmaya çalışılıyor. Artık içenler bıktı bu yöntemlerden. İçinden ebesinin bilmem neresi kadar zehir var. fare zehiri bile var. Ulan zıkkım bile var. İşte bunu içiyorsunuz falan filan gibilerinden aşırı klışe laflarla bezenmiş bir iki sayfa. Sigarayı bırakmak çok zormuş, bırakmak yahudilikten hristiyanlığa geçiş gibi birşeymiş falan filan. Sigara faslını da böyle kapattıktan sonra ben kitapçığın sonunun geleceğini düşünüyordum. fekat o da ne !!! amanın…
İNTERNET BAĞIMLISIMISINIZ ?
Ben severim bilgisayar başında oturmayı internet denen mühendislik harikası olguyu. Onun içinde gezinmek özgürce istediğim yere(tabi türkiye cumhuriyeti devletinin izni ile) girip çıkabiliyorum. Kendimi rahatlatmanın en güzel yollarından biri olduğunu düşünüyorum.
Kitapçığın son birkaç sayfası bu konu üzerine yazılmış yazılar üzerineydi . önceden kendimi bu konu üzerine yapılan anketlerde kandırırdım. Hep sallardım. Bu ne lan bununla mı ölçecekler bağımlılığı. fakat bu makalede anket yerine on tane önemli yargı sıralanmış. Ve bunları gerçekten yaşıyorsanız Artık geri dönüş yok Sıçtınız…
hepsini tek tek okudum, bu sefer kendimi kandırmadan. Hepsi tamamiyle, eksiksiz bir şekilde, aynen beni anlatıyor. Hele o “mail adresinizde birşey var mı yok mu diye bakarsınız” yargısı beni kafadan kopardı.
Yani bu yazıyı yazan insan evladı en babasından bir internet bağımlısı. Neyse artık önemli değil kontrol etmek daha doğru olanı.
son olarak artık nedense noktalama işaretlerine çok fazla dikkat etmeye başladım. Bu davranışımı fütursuzca olduğunu düşünüyorum ve kendimi kınıyorum.
Şaka değil çok ciddiyim. Artık kendimi çok hazır hissediyorum. Giricem bir partiden -zaten hepsi aynı- istediğim yerden aday olacam -nasıl olsa para bok, ee böyle olunca istediğiniz yerden aday olabiliyorsunuz- ve direk millet meclisinin koltuklarından birine sahip oluyorsunuz.
Yatırdığınız parayı zaten iki yılda çıkartıyorsunuz. Bir iki gemicik, bir iki devlet ihalesi- bunun ufağı nasıl söylenir bilemeyorum- birkaç da eş dost edindikmi tadından yenmez. Bakarsın bir iki sene içinde kendi partimi kurarım. İktidar yalakası oldukmu zaten paraya para demeyiz.
Bütün magazin programlarının sırlar dünyası, kalp gözü, filen tarzı programlara dönüştürülmesi için önerge vereceğim. İktidar olamazsam iktidar için hergün soru önergesi yazacağım. Bunun için kemal ANADOL ve Kemal Kılıçdaroğlundan yardım alacağım.
Başka söyleyecek sözüm yok. zaten bir ton vaatte bulundum. Yuh kendimden neftet ettim bir an.
fazla söze gerek yok. web deneyimlerinden link belirterek yararlandığım bu yazı benim senelerdir senelerdir aradığım programı anlatıyor. masaüstünden bir ekran resmi almak istediğimde eziyetin biri bin para oluyordu. Fakat bu küçücük uygulama ile ekran görüntüsünü alabiliyorsunuz. Aynı zamanda o görüntüyü video şeklinde kaydedebiliyorsunuz.
Aynı zamanda bu yaptıklarınızı anında arkadaşınıza blogunuza flickra gönderebiliyorsunuz.
şimdi Ben yazıyı http://www.webdeneyimleri.com/dan aldım da getirdim. Kendisine Bu bilgiyi bizimle paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz.
Bu makina ufak çaplı bir canavar. İçinde 160 miyon pixel barındıran bu garip ve süper ötesi alet boyutları büyük olmasına karşın marifetleri boyundan daha büyük. 3ayak.org da ufak bir tanıtımı yapılan alet beni derinden sarstı. hem fiyatıyla hem görüntüsüyle, hem de marifetleriyle. Nuri bilge ceylanın resimlerine bakarken bir sitede, bu fotoğrafların bu makina ile çekildiği söyleniyordu. 30. ooo yüroya yakın fiyatı olan bu makina hdr fotoğraflar da acayip derecede başarılı. Yani aslında söylemek istediğim şey su “ben bu aletten bir tane istiyorum.” Bunun için neler yapabiliriz… Continue reading ’seitz 6×17 Fotograf Makinası’