Fal bakardım zamanında birşeyler görürdüm. Ya da gördüğüme inandırırdım kendimi. Ama bugün biri harbiden bilen birine fal baktırasım var.
Bu fal gerçekten çıkmıştı. Fal bakacak biri varsa kahveler benden.
Fotograf hikayeleri
Fal bakardım zamanında birşeyler görürdüm. Ya da gördüğüme inandırırdım kendimi. Ama bugün biri harbiden bilen birine fal baktırasım var.
Bu fal gerçekten çıkmıştı. Fal bakacak biri varsa kahveler benden.
Ne kadar kolaydır yaşamları bilemem fakat bizimkinden daha basit olduğu kesin. En azından onların var oldukları yerden uzaklaşmaları bizden daha kolay.
Fakat çektiğimiz bu martı da benim kadar düşünceli ve karmaşık bir yapıya sahip.
Hele şunun tipine bir bakın hele.
Köylüler böyle gülerlermiş. Üşenmedim fotoğraf arşivini biraz didikledim hakkaten de bütün resimlerde dedeler nineler böyle bakıyor. Doğru bir noktaya parmak basan Akın Kınalı adaya gittiğimiz gün bize bu görüntüyü ölümsüzleştirme imkanı verdi. Teşekkürler Akın.
Yaz döneminde tatile giren diziler gibi oldu bizim hayatta. Temmuz ayı itibariyle yok arkadaşlar geldi, yok kına telaşı, yok ev yetişmedi, yok nikah telaşı, yok evcilik oyunu derken, bu telaşların ardından gelen kısa süreli tatilin hayaliyle bütün bu sıkıntılara katlanıldı. herşeyi yerli yerine koymasını beklediğim tatil, tam tersi herşeyi berbat eden bir aktivite olarak arşivlerde yerini aldı.
Sen git tatile her geçen gün suratın bir karış daha düşsün ben gün sonunda surat beş karış olarak gel istanbula aldığın iki haberle yumruk içinde kal ve gel evine hayatına devam etmeye çalış.
Tatiller Deniz kum güneş üçlüsüyle bilinir benim tatilim ise hüzün,keder,aldatılmak üçlüsüyle anılacak.
Bu manzara iç ferahlatır, yürek tazeler, iştah açar. Herşeye kadir olması muhtemel boğazı bu açıdan izlemek herkese keyif verir mutlaka. Fotoğrafı çektiğim yer ise başta söylediklerimin tam tersi durumlara yol açan bir mekandı. Baltalimanı kemik hastalıkları hastanesi. Bu hastaneyi kuranların bir bildiği var dedim o zaman içimden. Buraya gelip düzelmeden çıkan yoktur diye düşünüyorum.
Orda zaman çok önemlidir. Bu nedenle her tarafta koca koca saatler vardır. Trenden inenler için, yeni binecekler için, saatlerce o istasyonda vakit geçirmek zorunda kalanlar için. Orası aynı zamanda bir başyapıttır. Demiryolunun önemini gösteren simge bir yapıdır.
Hissiyatları dile dökme dönemi kapanıyor mu diye kendi kendime sormaktayım. Yazılacak o kadar konu okunacak o kadar şey var iken buradaki darbe sayısını arttıran şeylerin objektifime takılanların bileşimi olması biraz manidar. Onların da anlattıkları şeyler vardır mutlaka fakat kaleme alınan manzumenin tadını hiçbir zaman vermez vermeyecektir.
Peki hissiyatlar nedir ? Bırakın onu benimle aynı dertten muzdarip olan Nahnu anlatsın.
İşler yolunda giderken öylesine huzursuz oluyorum ki. İçimde bir ses sürekli, “Du bakali, Du bakali“. Hâl’i yaşayamamak dünyanın en kötü şeyi. Mutlulukta ve sağlıkta, kötü günde ve darlıkta. Anı, Hâli yaşayamayınca ortaya çıkan manzara nostalji raflarından kitap beğenmek ya da güzel günlere dair vaazlar verip kendi sesini dinlemek.
Hepsi ayrı güzel de, tramvayda tanıştığım ingilizce öğretmeni Poul’ün de dediği gibi, “Present continuous tense is killing me“.
Kendimi farklı hissettiğim günlerden biri oldu bugün. Çok güzel geçirilen anlardan birinde objektifin karşısındaki bu şahsiyetin artık fiziksel olarak da bir level atladığına inandım. Artık bakar bakar boşa geçmiş vakitlerin harcanan günlerin, yapılan hataların, bu değişimde etkili faktörleri sorgulama vaktidir. Fotoğrafı çeken prensese gerçekleri bana gösterdiği için ayrıca minnettarım.
Peki nasıl bir görüntüden bu modele geldiğimi düşünenler yazının devamına buyrun.
Continue reading ‘Değişim’
Memleketin garipliklerine alıştık fakat Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında yaşananlar bütün ezberimizi bozdu. İki tane çok garip mevzu var aralarında. İlki Tayyip Erdoğan’ın yaşanan saldırıların ardından. Siirt Pervari’deki Sarıyaprak Karakolu’nu ziyaret etmesiyle başladı. Adam siperdeyken çömelmiş. Aman efendim niye çömelmiş. O kadar güvenlik önlemi varken nasıl çömelirmiş. Başbakana yakışmazmış.
Bunun üstüne Kemal Kılıçdaroğlu boş durur mu? durmaz elbet. “Ben giderim başım dik bir şekilde siperde hatta orda iki gün nöbet bile beklerim” diye söylene söylene aynı karakola gider ve fotografçısına “yapıştır şipşakçı fotoğrafı…” der.
Fotoğraflardan bir tanesi bu. Tabi ben şimdi konuyu çok farklı bir yere çekmek istiyorum. Bu fotoğraftaki konuşmalar neler olabilir. Orada neler konuşuluyor olabilir.

Eğer dostunuz ile ticari bir ilişki içerisine girerseniz sonuç yukardaki gibi olabilir. sağ taraftaki yeni evlenecek ve evini tadilata sokan bayan, sol taraftaki “dostumdur, yapmazsam olmaz. ” zihniyetiyle yola çıkan mazlum iç mimar. İbret olsun.
Gece saat bir ve oturduğumuz ortaköy sahildeki çay bahçesi. Manzarayı çektik çok klasik olmuştu.Daha klasik ne olabilir diye düşündüm ve bu geldi aklıma. Tabi mesela bu resmi çekmek değildi. Mesele kömürde yapılmış kumruyu yedikten sonraki mutlulukla deklanşöre basmaktı.
Dostlarla çıkılan gezinin ilk durağı olan galata köprüsüydü. Oturulan mekan bizi sarmasa da her zaman ki gibi manzarası şahaneydi. Köprüden kuleye selam yolladık ve oradan koşar adım uzaklaştık.
Benden ufak bir tavsiye. hayatınızda köklü bir değişiklik yapacaksanız, etrafınızda var olan herşeyi düşünmeniz gerekir. köklü değişikliği yaptıktan sonra ya etrafınızdakileri kendinize uydurmak zorundasınızdır ya da onların hepsini silmek zorundasınızdır.